Ekim 7, 2006

TARİH VE KÜLTÜR ŞEHRİ BAYBURT

Posted in BAYBURT 16:40 pm tarafından imemleket

TARİHİ



Mevcut
kaynaklara göre Bayburt şehrinin tarihi M.Ö.3000’li yıllara kadar
uzanmaktadır. Şehir Azziler tarafından kurulmuştur. M.Ö 770-665 yılları
arasında Kimmer ve İskitlerin akınına uğramıştır, İskitlerin (Saka
Türkleri) hakimiyetine giren Bayburt 2500 yıllık  Türk şehridir. Daha
sonra bölge sırasıyla Haldi’ler, Med’ler ve Pers’lerin hakimiyetine
girmiştir.


M.Ö. 2.
YY.dan itibaren Pontus Krallığına bağlı olan Bayburt M.Ö. 40 yıllarında
Roma hakimiyetine girmiştir. Bir müddet Roma İmparatorluğu hakimiyetinde
kalan şehir bu imparatorluğun ikiye ayrılması üzerine Doğu Roma
toprakları içinde kalmıştır. Bizans İmparatorluğu teşkilatına göre ülke,
bugünkü eyaletlere benzer bir takım temalara ayrılmıştı Bayburt Haldia
“tema”sına (eyaletine) bağlıydı ve bu eyaleti meydana getiren yedi
piskoposluğun dördüncüsünü teşkil etmekteydi. İmparator Justinianus
tarafından kalesinin tahkim ve tamir edildiği bilinen Bayburt, Arap
fetihleri sırasında Bagrat sülalesinin hakimiyeti altında bulunmaktaydı.
M.S.705 yılında Emevilerin eline geçen Bayburt 715 yılında Bizanslılar
tarafından geri alınmıştır. 850 yıllarından soma Türklerle Bizanslılar
arasında sürekli savaşlara sahne olan Bayburt ve yöresi Türk’lerin
Anadolu da ilk yerleştikleri bölgelerdendir. Tuğrul Bey’in Anadolu
seferi (1054) sırasında Bayburt, Çoruh nehri ve Karadeniz dağlarına (parhar)
kadar uzanan sahalara akınlarda bulunan Selçuklu kuvvetlerinin
hücumlarına maruz kaldı ise de fethedilemedi. Kesin Türk hakimiyeti
Malazgirt Zaferi’nden sonra gerçekleşti. Şehir, 1072’den 1202’ye kadar
bazen Erzurum yöresinde hüküm süren Saltuklular’ın bazen de
Danışmendiler’in hakimiyetinde kaldı. Bir ara Trabzon İmparatoru I.Alexis
Comnen’in kumandanı Theodore Gabras tarafından işgal edildiyse de kısa
süre sema yeniden Danışmendliler hakimiyetine girdi (1098). Selçuklular
1202’de Saltuklu devletine son verince Bayburt’u da ele geçirdiler.
Bayburt’un asıl gelişmesi, Süleyman Şahın kardeşi Erzurum Meliki
Mugisüddin Tuğrul Şah ve oğlu Cihan Şah (1202-1230) döneminde oldu.
Tuğrul Şah Bayburt Kalesi’ni Trabzon İmparatorluğundan gelecek
tehlikelere karşı yeniden inşa ve tahkim etti. L Alaaddin Kevkubad
zamanında Moğollar’a karşı sınırlar kuvvetlendirilir ve yeni kaleler
yaptırırken Bayburt,Erzurum ile birlikte Anadolu Selçuklu Devleti’nin
merkezi olan Konya’ya bağlandı. 1243 Kösedağ savaşının ardından
Moğulların Anadolu’yu istilası sırasında, şehir yapılan antlaşma gereği
Selçuklu idaresinde kaldı. Bu durum 1291 ‘de burada Il. Gıyaseddin Mesud
adına para basılmasından anlaşılmaktadır.


İlhanlılar devrinde Tebriz -Trabzon yolu üzerinde bulunması dolayısıyla
daha da gelişen Bayburt, Ceneviz ve Venedik kervanlarının konakladığı
bir yerdi. Moğolistan’a giderken buraya uğrayan Marko Polo şehirde
zengin Gümüş madenlerinin bulunduğunu belirtir. Hatta ilhanlılar buradan
yüklü bir vergi geliri (21.300 dinar) temin ediyorlardı. Bu dönemde
Diirül CeHil unvanı ile anılan ve iktisadi bakımdan canlılık kazanan
şehir aynı zamanda küçük bir kültür merkezi durumundaydı. Burada
Mahmudiye ve Yakudiye medreseleri kurulmuş, Mevlevilik gelişme
göstermiş, ayrıca Ahilik teşkilatı oldukça yayılmıştı. Son ilhanlı
hükümdarı Ebu Said Bahadır Han’ın ölümünden sonra (1334) Bayburt
Eretnaoğulları’nın eline geçti. Eretnalılar döneminde zaman zaman
Erzincan emirlerinin hücumlarına maruz kalan ve onlar tarafından zapt
edilen şehir daha sonra Mutahharten in idaresine girdi. Fakat çok
geçmeden Kadı Burhaneddin zamanında Akkoyunlu beylerinden Kutlu Beyoğlu
Ahmet Bey’in yardımı ile alındı ve ardından Kadı Burhaneddin tarafından
Ahmet Bey’e ikta edildi. Bir ara Karakoyunlu hükümdarı Kara Yusuf
tarafından zapt edildiyse de kısa bir zaman sonra Akkoyunlu Karayülük
Osman Bey bu bölgeyi yeniden ele geçirdi ve şehri kardeşinin oğlu Kutlu
Bey’e verdi. Bundan sonra uzun süre Akkoyunluların elinde kalan Bayburt
ve yöresi 1501′ de Safeviler tarafından alındı. O sıralarda Trabzon
sancak beyi olan Şahzede Selim bu bölgeye akınlarda bulundu (1507),
tahta çıktıktan sonra da İran seferine giderken bir kısım kuvvetleri
Bayburt üzerine gönderdi. Yanya sancak beyi Mustafa Bey ile Trabzon
sancak beyi Bıyıklı Mehmed Bey (paşa) idaresindeki Osmanlı kuvvetleri,
Sah İsmail’in emirlerinden Kara Maksud-i sultan’nın müdafaa ettiği
Bayburt’u aldılar (Ekim 1514). Bayburt Erzincan ile birlikte Trabzon
Beyi Bıyıklı Mehmed Paşa’ya verildi ve bir sancak merkezi haline
getirildi. Osmanlı idaresinde Bayburt doğu sınırına yakın bir kale şehir
olarak stratejik önemini bir süre korudu. Kanuni’nin İran seferi
sırasında önemi daha da artan Bayburt kalesi 1541′ de esaslı bir tamir
gördü. 1553’te Şah Tahmasb’ın akınlarına maruz kalan şehir XIX. Yüzyıla
kadar önemli bir olaya şahit olmadı.


      
1828-1829 Osmanlı-Rus savaşı sırasında Rus birliklerinin işgaline
uğradı. 1878 ve 19l6’da Ruslar tarafından işgal edilen Bayburt bu
işgaller sırasında geniş ölçüde tahrip edildi. Osmanlılar zamanında bir
sancak merkezi durumunda olan Bayburt fethedildikten hemen sonra
Erzincan ile birlikte sancak statüsü kazanmıştır. Sancak Beyi daima
Bayburt’ta otururdu. Sancak, Erzurum beylerbeyliği kurulana kadar zaman
zaman Diyarbekir’e zaman zaman da Rum beylerbeyliğine bağlandı. lrakeyn
seferi sırasında (1534) Kemah ve Bayburt Sancakları birleştirilerek
Dulkadiroğulları’n dan Alaüddevle’nin torunu ve Şahruh’un oğlu Mehmed
Han’a verildi. Sefer dönüşü Erzurum beylerbeyliği kurulup Mehmed Han’a
verilince (1534) Bayburt ve Kemah sancakları da Paşa sancağı haline
geldi. Erzurum o sırada harap bir halde bulunduğu için l548’e kadar
buraya tayin edilen ilk beylerbeyi Bayburt’ta otururlardı. 1551’den
sonra sancak statüsünü kaybeden Bayburt Erzurum’un bir kazası oldu. 1631
de yeniden adı geçen eyaletin livası haline geIdiyse de daha sonra yine
bir kaza olarak Erzurum’a Bağlandı. 1878 Berlin antlaşması ile Kars ve
Ardahan Ruslara verilince Çıldır sancağının merkezi oldu, fakat idari
zorluk yüzünden sancak merkezi 1888’de tekrar Erzurum’a nakledildi
1516-1518’de Bayburt sancağı Bayburt, Kelkit, Sadak, Kovans, Tercan-ı
Ulya, Tercan-ı Süfla nahiyelerinden meydana geliyordu. 1520-1530
döneminde sancağın sınırları genişledi. Bağlı kaza ve nahiye sayısı
artırıldı. Bu sırada sancağa Şoğayn, Erzurum, İspir, Tekman, Yağmurdere
de bağlı bulunuyordu. Ancak muhtemelen 1535 ten sonra Erzurum ve
İspir’in ayrı sancak olması sınırların daralmasına yol açtı ve Bayburt,
Kelkit, Kovans ve Tercan nahiyelerinden oluşan küçük bir sancak haline
geldi. 1551 ‘den sonra kaza durumuna getirilince Kelkit, Kovans ve
Yağmurdere nahiyeleri buraya bağlandı. 1927 ‘ye kadar Erzurum’a bağlı
olan Bayburt bu tarihte Gümüşhane’ye bağlandı. 21.06.1989 tarihinden
itibaren 3578 sayılı yasa ile il statüsüne kavuştu…


BAYBURT ADININ KAYNAĞI

      
Şehrin adı ve ne zaman kurulduğu hakkında ki bilgiler çok kesin
değildir. Bu gün bilinen isminin Ortaçağ Ermeni kaynaklarında: Payberd,
Bizans kaynaklarında; Payper, Baberd, Paypert. XIII. Yüzyıl sonlarında
bu bölgeden geçen Marko Polo’nun seyhatnamesinde; Paipurth, Baiburt.
Arap kaynaklarında; Babirt, II. Mesud adına 1291 ‘de basılan bir parada
Baypırt. Akkoyunlu tarihinden bahseden çağdaş eserlerde Papirt şeklinde
geçen kelimenin son hecesi Berd’in “yüksek kale” anlamına geldiği
bilinmekteyse de ilk hecesine bir mana verilememektedir. 1647 yılında
şehri ziyaret eden Evliya Çelebi Bayburt adının zengin manasına gelen
“Bay” belde manasına gelen “yurt” gibi iki kelime ile izah eder. Osmanlı
dönemine ait kaynaklar ise ismi bu günkü söylenişine uygun olarak
Bayburt şeklinde kaydederler.



COĞRAFYA

       
Bayburt ili 40 derece 37 dakika Kuzey Enlemi ile 40 derece 45 dakika
Doğu boylamı, 39 derece 52 dakika Güney enlemi ile 39 derece 37 dakika
ban boylamları arasında yer alır. Doğusunda Erzurum. batısında
Gümüşhane, kuzeyinde Trabzon ve Rize, güneyinde Erzincan illeri ile
çevrili Anadolu’nun kuzey doğusunda Çoruh Nehri kenarında ve denizden
1550 m. yükseklikte kurulmuş 3652 km2 yüzölçümlü bir ildir.


YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ


Bayburt ve çevresi yeryüzü şekilleri bakımından genel olarak üç bölümden
oluşmaktadır. Birincisi; ‘Sahanın batı yarısını oluşturan Bayburt ovası.
ikincisi ise akarsuların oluşturduğu vadiler ve üçüncüsünü de; yörenin
etrafını çevreleyen ve doğu yarısında yer tutan dağlık alanlardır.

  
OYALAR :

Yaklaşık olarak 900 km2 ‘yi bulan Bayburt ovası, esas itibariyle dört
bölümden oluşmaktadır. Güneydoğu bölümünü oluşturan Keçevi düzü
1600­-1750 metreler arasında yer tutar, batı kesiminde yer alan Monnuş
düzlüğü 1550-­1600 metreler arasındadır. Üçüncü bölümü oluşturan
Aydıntepe ovası, kuzeyde yer alır. Bu ovanın yükseltisi 1450-1550
metreler arasındadır. Dördüncüsü ise, kuzeydoğuda, Değirmencik suyu ile
Çoruh nehrinin birleştiği kesimde, Bayburt şehrinin kuzeyinde yer alan
Düzeker ovasıdır. Yüzölçümü bakımından az olan bu ovanın uzunluğu 35 km,
genişliği 10 km’yi geçmez, yükseltisi ise diğer üç ovadan az olup,
1400-1500 metreler arasındadır. Bu ova ve düzlüklerin kuzey ve güneyinde
yer alan birikinti yelpazeleri üzerinde yerleşme merkezleri ve bilhassa
köyler kurulmuştur.

 


DAĞLAR :

Dağlık alanlar saha yüzölçümünün % 45’ini oluşturmaktadır. Bayburt
Ovası’nın etrafında sahanın doğu yarısında dağlık alanlar yer almakta ve
ovanın kuzeyinde ve güneyinde yüksek sıradağlar bulunmamaktadır. Güneyde
yer alan dağların başlıcaları; batıdan doğuya doğru, Pulur (2300 m),
Otlukbeli (2520 m), Saruhan (2400 m), Çoşan(2963 m), Kop (2600 m) ve
Çavuş kıran (2850 m) dağlarıdır. Sahanın kuzey kesimindeki dağlar,
batıdan doğuya doğru. Zülfe (2750 m), Kemer (2856m), Soğanlı (2750 m),
Haldizen (3000 m), Kırklar (3350 m) dağlarıdır. Çoruh nehrinin çizmiş
olduğu yayın orta bölümünde oluşan sahanın doğu kesiminde, nispeten
yüksek tepeler (2250-250Om) yer almaktadır. Kaledere tepesi (2500 m),
Ziyaret tepesi (2400 m) gibi.

 

 


YAYLALAR :

İlimiz, Coğrafi konumuyla, ülke genelinde fazlaca yaylaya sahip
illerinden biridir. Yaylalarımız genel olarak Kop ve Soğanlı dağlarında
bulunmaktadır, Bunlardan bazıları Aydıntepe, Akbulut, Cumavank Otlukbeli.
Yazyurdu, Yoncalı. Tohnovi, çavdar, Somarova, Karakaya, Menge,
Seydiyakup, Kavlatan, Akkoyun Solkan, Gümüşdamla, Yaylapınar, Üzengili,
Kuşmer, Gökçedere, Dumlu, Günbuldu, Şur, Irmak, Eser, Çukur, Ardıçgöze,
Armutlu, Göloba, Çençül ve Kop yaylaları.

 


AKARSULAR VE GÖLLER :

İlimizin ve ülkemizin en önemli su kaynaklarından biri olan Çoruh nehri,
kaynağını Mescit dağlarından 3239m. alarak il sınırlarına güney doğudan
girmektedir. Nehrin oluşması esnasında Masat vadisinden gelen ana kaynak
ile Kop dağlarının eteklerinden gelen kop suyu maden bucağında birleşir.
İlimiz gölleri genelde krater gölleri olup, Soğanlı Dağları üzerinde yer
almaktadır. Bunlardan bazıları Haldizen (Balıklı Göl), Göloba (Atlı Göl)
V.s.

 


İKLİM


Bayburt’ta doğu Karadeniz iklimi ile doğu Anadolu iklimi arasında,
karasal özellikleri ağır basan bir geçiş iklimi hüküm sürmektedir. Bu
nedenle yazları sıcak ve kurak, kışları ise soğuk ve yağışlı geçmektedir.
Ancak, gerek ortalama yüksekliğin azlığı, gerekse vadiler sisteminin
oluşturduğu “Mikroklima” sayesinde Doğu Anadolu’ya göre iklim
yumuşaktır. Yaz günleri genellikle Mayıs­-Eylül ayları arasında kendini
göstermektedir. Bayburt’ta yağışlı günler 102, ortalama yağış 433,4 mm
dir. En yüksek sıcaklık 36,2 C (20.07.1962) ve en düşük sıcaklık -26,2 C
(29.l.l964), ortalama ısı ise 7,0 C derecedir.

 


 
  

BİTKİ ÖRTÜSÜ 

     Bitki örtüsü açısından çeşitlilik göstermesine rağmen, zengin değildir.
İl arazisinin % 27si ekilebilir arazi, % 2’si çayır, % 3’ü Orman, % 49’u
Mera ve yayla, % 19’u ise kayalık ve bozlardır.

 


ORMANLAR :



Çok eski yıllarda çamlık olduğu bilinen bu yörede, bilinçsiz kesim,
yangın ve teknolojik hareketler sonun da bu gün orman yok denecek kadar
azdır. Çoruh vadisi bölümlerinde meşenin hakim olduğu dağınık ağaç
toplulukları mevcuttur. Yer yer kızıl çam, ardıç, gürgen, yabani armut
(ahlat) ve bodur dağ kavaklarına rastlanmaktadır. Su kaynakları boyunca
kavak ve söğüt ağacı varlığı da önemli yer tutmaktadır. Son yıllarda
ağaçlandırma çalışmalarına hız verilmiş olup, bu çalışmalara katkı
sağlayan Bayburt Orman Fidanlık Müdürlüğü 1948 yılında Ağaçlandırma ve
Fidanlık Şefliği, 1964 Yılından itibaren de fidanlık sahası
genişletilerek “Orman Fidanlık Müdürlüğü” olarak faaliyetlerini devam
ettirmektedir. 535.780 m2’lik fidanlık alanına sahip olan Müdürlükte
üretilen ağaç çeşitleri: Çıplak köklü, tüplü ve tenekede sarıçam, Y.
Karakavak, Y.Akasya, A.Akçaağaç, Dağ Akçaağaç’ı, İğde, Dişbudak,
Kuşburnu, Meşe, Ceviz, S. Söğüt ve Huş türleridir.

 

 


AĞAÇLANDIRMA ÇALIŞMALARI :

Bayburt Valiliğince 1995 Yılında projelendirilerek uygulamaya konulan
Aslan dağı Vilayet Ormanı ağaçlandırma sahasında; 6921 hektar alan
kamulaştırılarak 1996, 1997, 1998 yıllarında toplam .438 adet Sarıçam,
Akasya, Aylantus,S.Söğüt, N.Söğüt, Süs ağacı, Akçaağaç, Y.Akasya
türlerinde ağaçlar dikilmiş, halen 12.000 Hektarlık projenin çalışmaları
devam etmektedir. Eski bir ormanlık olan alanın korumaya alınmasıyla
bölgede çok fazla sayıda Kuşburnu ve Ardıç fidesi filizlemiştir.


1994 yılında Ağaçlandırma ve Erozyon kontrol Genel Müdürlüğünün birimi
olarak kurulan Bayburt AGM Başmühendisliği tarafından 1998 yılında
Erozyondan koruma olarak ağaçlandırmaya ayrılan Aslan dağı vilayet
ormanındaki 100 hektar alanın tümüne 145.000 adet ağaç dikimi yapılmış,
bunların 92.000 adeti Enso tipi tüplü Sarıçam, 20.000 adeti tüplü
Sarıçam, 10.000 adeti çıplak köklü Sarıçam ve 23.000 adeti yapraklı
(Y.Akasya-Akçaağaç) fidandır.


Bayburt Belediyesince 1995, 1996, 1997, 1998 ,2000,2001,2002,2003,2004 
yıllarında Bayburt’u güzelleştirmek ve yeşil bir örtüyle kaplamak
amacıyla “yeşil kuşak “projesi doğrultusunda Çam, Dişbudak, Karaağaç,
Huş, Çınar, Ladin, Asma söğüt, Sedir, Ateş dikeni, Mazı; Meyve ağaçları,
Ligustrum vb çeşitlerde olmak üzere toplam 200 000 adet yetişkin fidan
dikilmiştir. Aynı proje kapsamında ağaçlandırma çalışmaları devam
etmektedir.

 


KüLTüR

TURiZM

     Bayburt M.Ö.3000 yıllarına kadar uzanan bir yerleşim merkezidir. Tarihte
daima mücadele edilen topraklar üzerinde bulunması nedeniyle her dönemde
askeri ve kültürel açıdan önemli bir merkez olma özelliğini korumuştur.
Bayburt’un Tarihi ipek yolu üzerinde yer alması Trabzon-Tebriz arasında
seyahat edenlerin özellikle Venedik ve Ceneviz kervanlarının emniyetli
konaklama ihtiyaçlarına cevap vermiş ve birçok banlı ve doğulu seyyahın
uğrak yeri olmasını sağlamıştır. Bu seyyahlardan Xenophon, Marco Polo,
W.Hof Meister, İbni BaUıta ve Evliya Çelebi; gezi notlarında Bayburt’tan
bahsetmişler, kentin o günkü durumunu ve geçirdiği talihsizlikleri
günümüze kadar ulaşmamışlardır. İlk çağlardan bu yana Bayburt ve çevresi
mimari alanda pek çok etkinliklere sahne olmuş. Başta kale olmak üzere,
camiiler, medreseler, hamamlar, bedestenler, hanlar, türbeler ve
köprüler inşa edilerek halkın hizmetine sunulmuştur. Ancak bu eserlerin
bir çoğu ilin geçirdiği istila ve tahribatlar sonucu günümüze kadar
ulaşmamışlardır.


Tarihi ve kültürel eserleri yanında ilimiz; yayla, kış sporları, rafting
ve diğer turizm aktiviteleri açısından ideal özellikler arz etmektedir.
Şöyle ki; ülkemizde turizm açısından yeni alternatif bölge olarak
görülen Karadeniz Bölgesinin, iç kesimlerinde yer alan İlimiz kıyı
şeridinin bunaltıcı sıcak yaz aylarında tertemiz doğal çevresi, renk
renk çiçeklerin açtığı, billur gibi suların aktığı yaylaları ile,
planlama çalışmaları bitirilip yatırımların başlatıldığı Kop Dağı Kayak
ve Kış Sporları Merkezi, doğal kayak pistleri ve geçici olarak kurulan
baby liftlerle birer cazibe merkezi olma özelliklerini taşımaktadırlar.


Dünyanın Rafting ve kano sporları açısından sayılı merkezlerden biri
olan Çoruh Nehri de, İlimize ayrı bir renk katmaktadır. Bayburt’un
mahalli el sanatlarından olan İhram, Kilim ile bunlardan yapılan çeşitli
turistik eşyalar ilimiz açısından ayrı bir değer taşımaktadır. İlde
yıllardan beri yürütülen ata yadigarı “Cirit” oyunlarımız, Manda ve Boğa
güreşleri ile zengin Folklorik değerlerimizden halk oyunlarımız birer
ilgi odağıdır. İlki 1995 yılında başlatılan ve her yıl Temmuz ayının
üçüncü haftasında düzenlenen “Bayburt Dede Korkut Kültür-Sanat Şöleni”
turizm açısından ilimize büyük bir canlılık getirmekte ve kültürel
ilişkilerin güçlenmesine vesile olmaktadır.


Yeni illerimizden biri olan Bayburt Karadeniz bölgesini Doğu Anadolu ‘ya
bağlayan transit yol üzerinde bulunması nedeniyle dün olduğu gibi bu
günde önemini devam ettirmekte olup, yakın bir gelecekte Türk Turizmi
içersinde hakkı olan gerçek yerini alacaktır.

 


TARİHİ
ESERLER



KALELER

    BAYBURT KALESİ :
Zigana ve kop dağlarından aşılarak ulaşılan Bayburt kalesi aynı zamanda
Karadeniz’i Basra körfezine bağlayan ticaret yolu üzerinde
bulunmaktadır. Bu yolu izleyen her seyyahın uğradığı kalenin adı, önemi,
ihtişamı ve günlük yaşayışıyla ilgili pek çok bilgi mevcuttur. Şehrin
kuzeyinde yalçın kayalar üzerinde inşa edilmiş olan kalenin kimler
tarafından yapıldığı kesinlikle bilinmemektedir. İlk yapının Ermenilere
ait olduğu ileri sürülürse de, Bağrat sülalesi zamanında (885-1044)
varlığından söz edilen Bayburt kalesinin çok daha önce miladın ilk yüz
yıllarında mahalli prens ve krallıkların mücadelelerinde rol oynadığı
anlaşılmaktadır. Kborenli Movses’den öğrenildiğine göre Bağratların
geliştikleri devrede 1.asırda Bağrat’lı Piurad oğlu “Senbad” (Asbed)
süvari başbuğu ve batı ordusu başkumandanı olarak atabeyliğini yaparak
kurduğu hükümdar çocuklarını kendi müstahkem yerleri olan “Papert”yani
Bayburt kalesine 58 yılında götürmüştür. Bundan da anlaşıldığı gibi
Bayburt kalesinin 58 yıllarından önce kurulduğu ortaya çıkmaktadır. Kale
Türklere geçmeden önce Roma, Ermeni, Bizans, Arap ve Kommenos
hakimiyetinde kalmıştır. Zengin bir tarihe sahip olan Bayburt kalesinin
bir çok defa onarım gördüğü duvarlarında görülen farklı inşaat ve tarihi
kaynaklardan anlaşılmaktadır. Buna göre Selçuklu hükümdarı II.Kılıçarslan’ın
oğlu ve Erzurum  Meliki olan Tuğrul Şah (Ö.622/1225) özellikle Trabzon
İmparatorluğu’ndan gelecek saldırılara karşı müstahkem bir mevki olan bu
kaleyi adeta yeniden inşa ettirmiştir. Kale üzerinde bu yapımı
belgeleyen 20 adet Arapça kitabe mevcuttur. Daha çok kapılarla şehre
bakan cephelerdeki burçlarda yoğunlaşan kitabelerin 17.’ si Tuğrul Şah
dönemi 1 adeti Kanuni dönemi diğer 2 adeti okunamamıştır. Bir müddet de
Akkoyunlular’ın elinde kalan kale 1514 yılında Osmanlılar’a intikal
ettikten sonra Kanuni Sultan Süleyman ve III. Murat Dönemlerinde de
Büyük onarımlar görmüştür. 1647’de Bayburt’u ziyaret eden Evliya Çelebi
kale içinde 300 evlik bir mahalle ile Ebü’l Feth camii’nin bulunduğunu
yazmaktadır .Zaman zaman işgal ve tahribata uğrayan kale son olarak 1828
Osmanlı-Rus savaşı sırasında Ruslar tarafından büyük çapta tahrip
edilmiştir.


Ayrıca bu kaleye “Çinimaçin” kalesi de denmektedir. Kaleye bu ismin
verilmesine sebep olan çini süslemelerdir. Bunların dış yüzeylerinde
tezyinat olarak mor ve yeşil renkli firuze çiniler kullanılmıştır. Gerek
savaşlar, gerekse tahribatlar yüzünden bugün bu çinilerden eser
kalmamıştır.


Bayburt kalesi, Dede Korkut hikayelerinden “Kam Büre Oğlu Bamsı Beyrek
Boyunu Beyan Eder” adını taşıyan hikaye de Beyrek (Bey Böyrek veya Bamsı
Böyrek)’in fethedip ün kazanmak üzere yola çıktığı kaledir.

 


SARUHAN KALESİ :

ilimiz merkezine 35 km. mesafede bulunan Saruhan köyündeki kalenin
gözetleme amacıyla yapıldığı tahmin edilmektedir. Trabzon’da bulunan
Pontus imparatoru Mithridates savunma amacı ile Gümüşhane-Bayburt-
Kelkit ve Erzincan bölgelerinde 75 adet kale yaptırdığı tarihi
kayıtlarda mevcuttur. Bu kalenin onlardan biri olduğu sanılmaktadır.
Kalede tarihi aydınlatacak herhangi bir kitabe mevcut değildir.


Bu kalelerden başka, Saruhan kalesi gibi savunma ve gözetleme amacı ile
kurulan ancak günümüzde, harabe durumda olan Demirözü ilçesine bağlı ve
İlimiz Merkezine 40 km. mesafede Bayrampaşa köyünde bulunan Kale
kalıntıları, yine ilimiz merkezine 42 km .mesafede bulunan Kitre köyü
kale kalıntıları ve ilimiz merkezine 27 km. mesafede bulunan Çayıryolu
(Sünür) köyü kale kalıntıları mevcuttur.



CAMİLER VE MESCİTLER


BAYBURT ULU CAMİİ :

Anadolu Selçuklu Sultanlarından II. Gıyaseddin Mesut (1282-1298)
zamanında yaptırıldığı kabul edilen caminin pek çok onarımlar gördüğü
bilinmektedir. Son olarak 1967 yılında tümü ile ele alınıp ana plana
uygun olarak yaptırılan caminin minaresi, mihrap önü kubbesine geçişi
sağlayan mukamash tromplardan bir kaçı ve asıl ibadet alanına açılan iki
kapı orijinal yapıdan kalınadır. Caminin kuzey doğusunda bulunan
minaresinin kaidesinde geçirdiği son büyük onarımı belgeleyen 1850
tarihli kitabe bulunmaktadır kare kaideli minarenin sekiz yüzlü
pabuçluğunda ve yuvarlak gövdesinde geometrik ve bitki motifli mozaik
çiniler Anadolu Selçuklu çinilerinin ilginç özelliklerini sergiler.
Ayrıca caminin son cemaat yerinde beş kitabe mevcut olup, bu
kitabelerden mihrabın iki yanında yer alanlar Osmanlıca iki ferman
metnidir ve kadıların ça- lışma düzeni ile ilgilidir. Mihrabın hemen
üstündeki kitabe Arapça bir kümbet kitabesidir ve 619/1222 ta­rihlidir.
Dışta duvar üzerindeki kitabe ise bir medrese kitabesidir, 1293/1820
tarihlidir. Son cemaat yerinin batı duvarındaki kitabe tam
okunamamıştır.  
    

 



  PULUR (GÖKÇEDERE) FERAHŞAT
BEY CAMİİ :

Demirözü ilçesine bağlı Pulur (Gökçedere) kasabasında Akkoyunlulardan
Korkmaz Beyin oğlu Ferahşat Bey tarafından 1517 M. (923 H.) yılında
yaptırıldığı anlaşılmaktadır. Yapı Osmanlı mimarisindeki tek kubbeli
cami tipindedir. İki renkli kesme taşlardan özenle yapılmış olan caminin
dışarıdan değişik malzeme kullanımı açısından ilk dikkati çeken
yerlerinden birisi tuğladan minaresidir. Ferahşat Bey yapılar
topluluğunun cami, medrese, han, hamam, imaret ve konuk evinden oluştuğu
bilinmektedir. Günümüzde han, imaret ve konuk evinden hiçbir iz kalmamış
olup hamam ise harabe durumundadır.

 

 


 
SÜNÜR (ÇAYIRYOLU) KUTLU BEY CAMİİ :

Akkoyunluların kurucusu Turali Beyoğlu Fahrettin Kutlu bey tarafından
yaptırılan caminin, kapısı üzerindeki kitabeden M.1550 (H.957) yılında
onarıldığı anlaşılmaktadır. Caminin minaresi ise M.1676 (H.I087)tarihli
bir kitabeye sahiptir. 1548’de İran şahı Tahmasp ordusu ile bu bölgeye
hücum ederek etrafı yağma ettikleri gibi rast geldikleri insanları
öldürmüşler, bazı cami ve medreseleri yıkmışlardır. Bu arada Kutlu beyin
camii’de tahrip edilmiştir. Bu hadiseyi anlatan kitabe, caminin kapısı
üzerindedir. Cami ayrıca Kanuni Sultan Süleyman döneminde (1550 yılında)
onarım geçirmiştir.

 

 

  
YUKARI HINZEVEREK (ÇATALÇEŞME) CAMİİ :



Demirözü ilçesi Çatalçeşme köyünde bulunan caminin üzerinde kitabe
mevcut değildir. Ancak Pulur ve sünür’e yakın olması ve taşıdığı
özellikleri itibariyle birbirine benzemesi caminin bir Akkoyunlu eseri
olduğu kabul edilmektedir. Cami değişik zamanlarda onarım görmüştür.

 

  
YAKUTİYE (YENİ) CAMİİ :

Bu cami Bayburt Cumhuriyet Caddesi üzerinde, eski Yakutiye Medresesinin
bulunduğu alan üzerindedir. Vakıflar Genel Müdürlüğü ve Bayburt halkının
yardımlaşması ile 1913-1915 yılları arasında yapılmıştır. Cami ve
minaresi tamamen kesme taştan olup, işçiliği taş işleme sanatının güzel
örneklerindendir.

 

  
ZAHİT EFENDİ CAMİİ :



Merkez Zahit Mahallesinde bulunan cami 1514-1515 tarihleri arasında
bugün aynı mahalleye ismi verilen Zahit Efendi tarafından
yaptırılmıştır. Bir kaç kez onarım gören cami ve minaresi orijinal
yapısını muhafaza etmektedir. Evliya Çelebi Bayburt u ziyaretinde bu
camiden bahsetmiştir.

 

  
PULUR (GÖKÇEDERE) MEDRESESİ :

Pulur Camii avlusunda bulunmakta olan ve L şeklinde tek katlı bir
yapıdır. Ferahşat Bey tarafından yaptırıldığı sanılan Medrese daha sonra
Akkoyunlu soyundan Süleyman Bey tarafından onartılmıştır. Medresenin
1517 yılında biti­rildiği sanılmaktadır. Medresenin girişlerinde Farsça
beyitler mevcuttur.

 

  
EDESTEN (TAŞHAN)


:


Bayburt Bedesteni Ulucami yakınında ve çarşı içerisindedir. Ne
zamanyapıldığı belli değildir. Geçirdiği bir yangından sonra kitabeleri
kaybolmuştur. Bugün depo olarak kullanılan bedesten üç bölümden meydana
gelmektedir. Evliya ÇELEBİ XVII. yüzyıl başında Bayburt’u ziyaret
ettiğinde bu bedestenden “gayet, süslü ve zarif diye bahsetmektedir.

 


TÜRBELER

   DEDE KORKUT TÜRBESİ :
İlimizin güney doğusunda merkeze bağlı 39 Km. mesafede ki Masat köyünün
hemen çıkışında yapılış şekli ve mimarı tarzı ile çok eskilere uzanan ve
halk arasında Ali baba diye geçen türbe Ali baba (Büyük Baba) anlamında
kullanılan ve bütün Türk dünyasını yakından ilgilendiren, Dede Korkut ‘a
ait olduğu söylenen türbedir. Türbenin üzerinde eski Türkçe 718 rakamı
görülmektedir. Yapılış şekli ve kullanılan malzeme bakımından adı geçen
kişiye ait olabilecek karakterdedir. Anıt türbe Orhan Şaik Gökyay’ın
1986 Basımı Dede Korkut Hikayeleri Kitabında resimli olarak yer
almaktadır.

 

 

   ŞEHİT OSMAN TÜRBELERİ:


Şehrin batısında Şehit Osman Tepesinde bulunan her iki türbenin
Saltukoğullarına ait olduğu şeklinde görüşler mevcuttur. Buna göre
türbeler saltuk kumandanlarından Mengüç Gazİ’nin kardeşi Osman ve kız
kardeşine aittir. Üzerlerinde bulunan kitabeler çok silik olduğu için
okunamamaktadır Şehrin batısındaki kayalık tepeye adını veren bu
türbeler, sarı taştan yapılmış olup taş işleme sanatımızın güzel
örneklerindendir.

 

 

    

AHMEDİ ZENCANİ TÜRBESİ (KÜMBET) :


Halk arasında “Kümbet” diye isimlendirilen bu yapı ilimiz Cumhuriyet
İlkokulu karşısındadır. Yapının Ahilerden Ahmet-i Zencaniye ait olduğu
bilinmektedir. Ahmet-i Zencani İlhanlı hükümdarı Olcaytu Hüdabende Han
zamanında, Emir Mahmut tarafından yaptırılan Mahmudiye ve Celaleddin
Hoca Yakut tarafından yaptırılan Yakutiye medreselerinde çalışmış, ilim
ve kültür hareketlerinde şöhret bulmuş bir şahıstır. Yapının H.1200
tarihli onarım kitabesi vardır. Sekiz kenarlı bir poligon durumunda olan
kümbetin içinde kare şeklinde bir mezar odası mevcut olup, çatısı
piramit şeklinde yapılmıştır. Türbenin 1315­-1325 yılları arasında
yapıldığı sanılmaktadır.

 

    SÜNÜR (ÇAYIRYOLU) KUTLU BEY TÜRBESİ :
Akkoyunlu devletinin kurucularından Turali Beyoğlu Kutlu Bey’e ait olan
bu türbe kendisi tarafından yaptırılan caminin 30 m doğusunda
bulunmaktadır. Türbede kendisinin ve ailesinin mezarları bulunmaktadır.
Türbenin özellikle Şah Tahmasp’ın bu bölgede yaptığı tahribatlar nedeni
ile bir bölümünün yıkılması kitabelerinin tahrip oluşu sebebi ile
yapılı_ tarihi hakkında bilgi mevcut değildir. Ancak Kutlu Bey’in 1389
yılında öldüğü bilindiğine göre türbenin bu yılda yapıldığı
sanılmaktadır. Yine bu türbede bulunan bir başka kitabe 1659/1660
M.(H.I070) yılında onarım gördüğü sanılmaktadır.

 

 

     YANBAKSI (GÜNEŞLi) KÜMBETİ :


Halk arasında “Yanbaksı Kümbeti”adı ile anılan bu yapı, il Merkezi ile
Demirözü ilçesi arasında bulunmaktadır.Yapının tarihini aydınlatacak bir
kitabesi yoktur. Halk arasında bu kümbetin Otlukbeli savaşında şehit
olan Seyyid Kasım adında bir kişiye ait olduğu söylenmektedir. Kümbetin
Danişmentliler dönemine ait olabilecek karakter taşıdığı görülmektedir.
Sekizgen bir taban üzerine oturmuş ve kesme sarı taşlardan inşa
edilmiştir

 

    
BEY BÖYREK (BAM Si BEYREK) TÜRBESİ :

Bayburt’un 2 km. doğusunda bulunan Erenli köyünün
batısında, şehirden bakıldığında görülen bir tepe üzerindeki yapı Dede
Korkut Hikayelerinde geçen en önemli kişilerden biri olan Bey Böyrek’e
aittir. Halk arasında ziyaret olarak da bilinen bu mezar ve somadan
ilave edilen dikdörtgen şeklindeki bir taş binadan oluşmaktadır.

 


HAMAMLAR

  
ÇARŞI HAMAMI:



İl merkezinde saat kulesi yakınında bulunmaktadır. Kadı Mahmut Çelebi
vakfıdır. Bu hamamda diğer hamamlar gibi onarım görmüştür. Ancak diğer
hamamlarda olduğu gibi bu hamamda da sıcaklık bölümü orijinal yapısını
korumaktadır. Bayburt Hamamları Osmanlı devri hamam mimarisinde tatbik
edilen iki tipin erken örneklerini vermektedir.

 

  
BENT HAMAMI :



Bu hamam,Çorııh Nehri kıyısında Kalenin güneydoğu eteğindedir .Akkoyunlulardan
Ferahşat Bey’in vakfı olan hamamın kesin yapım tarihi belli değildir.
Eğer hamam Ferahşat Bey tarafından yaptırılmış ise XVI. yüzyılın ilk
çeyreği içinde değerlendirilebilir. Dış yapısı değişen ve. onarılan
hamamın iç mekanı asıl yapısını korumaktadır. (Evliya Çelebi
Seyahatnamesinde Bayburt’ta dört hamamdan bahsetmekte olup, bunlardan
biri olan Ali Şingah (Şengül) hamam ı günümüzde mevcut olmayıp, yakın
zamana kadar bir bölümü yıkılmış olan hamamın kalan kısımlarda
yıktırılmıştır.)

 

  
PAŞAOĞULLARI ( KONDOLOTLAR ) HAMAMI :



Tuzcuzade mahallesinde bulunan bu hamamın ne zaman yapıldığı
bilinmemektedir. Birçok onarım geçirmiş olup, halen yanında bulunan cami
ve çeşmeyle birlikte bir külliye şeklinde yapıldığı bilinmektedir.

 

DOĞAL
GÜZELLİKLER


MESİRE YERLERİ VE PARKLAR


İlimiz Çoruh vadisi alt ve üst bölümleri halkımızın yaz günlerinde
ailece dinlenebileceği çok uygun mesire yerlerine sahiptir. Ayrıca Şehit
Osman tepesi, Aslan dağı, Sırakayalar şellaleri , sehir parkı ,vilayet
ormanı mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

 


ŞEHİT NUSRET BAHÇESİ :

Şehir merkezinde cumhuriyet Caddesi ve Çoruh nehri kenarında ortasında
havuzu bulunan yeteri kadar ağaç ve çiçeklerle donatılmış olan park her
zaman halka açık olup, boş zamanlarınızı değerlendirip dinlenme İmkanı
mevcuttur.

 

 


GENÇ OSMAN PARKI :


Şehir merkezi, Çoruh nehri kenarında bulunan park halkımızın ve
konuklarımızın daha iyi dinlenme imkanı için belediyece 1992 yılında
hizmete açılmış­tır. Ayrıca Şeyhayran, Zahit, Esentepe, Uzungazi,
Belkent, Tuzcuzade mahalleleri,Genç Osman, Şehit Nusret Parkları, Şehit
Osman tepesi ve Lojmanlar mevkiinde ve çeşitli mevkilerde 25 adet çocuk
parkı bulunmaktadır.

 


MAĞARALAR

    ÇİMAĞIL MAĞARASI :
İlimiz merkezine yaklaşık 35 Km. uzaklıkta ki Aşağı Çimağıl köyünün
Taşındibi Mahallesindedir. Mağaraya Taşındibi Mahallesinden sonra yaya
olarak yaklaşık bir saatte ulaşılabilmektedir 600 metre uzunluğunda ve
II bölümden oluşan Mağaranın tavan yüksekliği yer yer 30 Metreyi
bulmaktadır. Mağarada küçük su birikintileri bulunmakta,
Sarkıt-Dikitleri ve doğal yapısıyla gerçekten görülmeye değer manzara
oluşturmaktadır. Özellikle bu konularla ilgilenenlere tavsiye edilecek
niteliktedir.

 

HELVA KÖYÜ BUZ MAĞARASI :
Masat vadisinin güneyinde Helva Köyünde yer almaktadır. İl merkezinden
33 Km. mesafede hemen köyün yamacında yer alan Mağaranın içinde Buzdan
oluşmuş sarkıt ve dikitleri bulunmaktadır. Köy halkı tarafından değişik
zamanlarda soğuk hava deposu olarak. kullanılmış olan mağara buz
oluşumlarının değişik şekillerini yansıtmaktadır

 

 
AYDINTEPE YER ALTI ŞEHRİ :
Bayburt’un Aydıntepe ilçesinde yer alan kent, tüf içerisine, yüzeyden
2-2,5 metre derine başka yapı malzemesi kullanılmadan ana kayaya oyulmuş
galeriler,tonozlu odalar ve bu odaların açıldığı daha geniş mekanlardan
oluşmaktadır. Yaklaşık bir metre genişliğinde ve 2 ile 2,5 metre
yüksekliğinde tonoz örtülü galeriler yer yer her iki yanda
genişlemektedir. (3×8 Metre) Kareye yakın planlı odalar bu mekana
açılmaktadır Ayrıca gözetlerne mekanlarının oluşturduğu havalandırma
amaçlı konik biçimdeki deliklerin, galeri odaların aydınlatılması
amacıyla duvarlara oyukların açıldığı gözlenmektedir. Halen kazı
çalışmaları devam eden kent hakkında şu anda ileri sürülen iki görüş
mevcut olup, bunlardan biri; bu kentin, bölgede daha önce sözü edilen
Halde şehrine ait olduğu, Halde’nin de “Khalde”olduğu, eski ismi Hart (Aydıntepe)
olan ilçenin isminin de “Halt”dan geldiği görüşü mevcuttur. Diğer görüşe
göre; Hart’ta bu yer altı kentinden başka Geç Roma Erken Bizans
devirleri arasında yer alan bir mezarın ortaya çıkarılması,
Hıristiyanlığın henüz yerleşmediği bir devirde bu bölgenin bir sığınak
teşkil ettiği, Romalılar tarafından koYUlan ilk Hıristiyanların bu
bölgeye geldikleri ve sığındıkları, yer altı kentinin de bu Erken
Hıristiyanlık dönemine ait olabileceğidir.

 


ŞELALELER


SIRAKAYALAR
ŞELALELERİ :

Bayburt-Erzurum karayolunun 6 km. sinden ayrılarak 16 km. daha yol
aldıktan sonra ulaşılan Sırakayalar Şelaleleri, İlimiz merkez
Sırakayalar köyünün girişinde ve köy içinde olmak üzere iki tanedir. Yaz
aylarında çevreleri mesire yeri olarak kullanılan her iki şelalede
görülmeye değer doğal güzelliklere sahiptirler.

 


       

YAYLA VE KIŞ TURİZMİ
    

İlimiz Türkiye genelinde fazlaca yaylaya sahip illerinden biridir
Özelikle yaylalarımız Kop ve Soğanlı dağlarında bulunmaktadır. Alt yapı
problemleri bulunan Yaylalarımızın Turizme açılması yönünde çalışmalar
devam etmektedir. İl özel idaresince Soğanlıda yapımı tamamlanan 20
yatak kapasiteli “YAYLA EV İ” bu yöndeki çalışmalara bir başlangıç
teşkil etmektedir. Tamamen bakir olan yaylalar kaynak ve maden suları
ile çadır ve karavan turizmi için ideal özellikler taşımaktadır. Bu
yaylalardan bazılarını şöyle sıralayabiliriz:


     


      Aydıntepe, Akbulut, Cumavak, Otlukbeli,Yaz yurdu, Yoncalı Tohnovi,
Çavdar, Somarova, Karakaya, Menge, Seydiyakup, Kavlatan, Akkoyun,
Solkarı, Gümüşdamla, Yaylapınar, Üzengili, Kuşmer, Gökçedere, Dumlu,
Günbuldu, Şur, Innak, Eser, Çukur, Ardıçgöze, Armutlu, Göloba, Çençül ve
Kop yaylaları gibi. Ayrıca, ilimiz yaylalarıyla ilgili olarak Bakanlar
Kurulunun 7.02.1991 tarih ve 91/1514 sayılı kararı ile Kop Dağı “Turizm
Merkezi” ilan edilmiş ve bu merkez üzerinde “Kop Dağı Kayak ve Kış
Sporları Merkezi” planlama çalışmaları Turizm bakanlığınca yapılarak
bitirilmiştir .Kop dağı Kayak ve Kış Sporları Merkezi Planında mevcut
olan Kayak evinin bulunduğu alan ile günü birlik tesislerin bulunduğu
alanların bir kısmı gerektiğinde yatırımcılara tahsis edilmek üzere İl
Özel İdaresince kamulaştırılmış olup, yol, su gibi alt yapı çalışmaları
tamamlanmış, merkezde yapılacak tesislere örnek teşkil edecek Kayak Evi
inşaatı bitirilme aşamasına getirilmiştir. “Bayburt Kop Dağı Kayak ve
Kış Sporlar Merkezi” Ülkemiz ve İlimiz açısından önem arz eden
çalışmalardan birisidir. Tamamlanması İlimizin ekonomik, sosyal ve
kültürel gelişimine büyük katkı sağlayacağı gibi, ülkemiz yeni bir Kayak
ve Kış Sporları Merkezine sahip olacaktır.

 

TARİHTE
BAYBURT’TA YETİŞEN ÜNLÜ KİŞİLER

       
BAYBURTLU ZİHNİ :

1797 yılında Bayburt’ta dünyaya gelen şairin asıl adı “Mehmet Emin” dir,
Bayburt, Erzurum ve Trabzon medreselerinde eğitim görmüş, Osmanlı
Devletinin çeşitli kademelerinde devlet memuru olarak görev yapmış, 1858
yılında Bayburt’a gelirken Trabzon’un Maçka ilçesine bağlı Bahçekaya
köyünde vefat etmiştir. Şairin Divan, Sergüzeşt name, Kitab-ı Hikaye-i
Garibe gibi eserleri mevcuttur.

 

BAYBURTLU İRŞADİ BABA (Ağlar Baba) :
1880 yılında Bayburt’un Oruçbeyli köyünde dünyaya gelen. İrşadi Baba
almış olduğu Arapça ve Farsça eğitiminin yanında tasavvufi yönden de
kendisini çok iyi bir şekilde yetiştirmiştir. Dedesi büyük İrşadinin
bitiremediği “Kısası Enbiya” (Peygamberler Tarihi) manzum eserini
tamamlamıştır. 1958 yılında Oruçbeyli köyünde vefat etmiştir.

 


       BAYBURTLU CELALİ :

Asıl adı Ahmet olan Şair 1850 yılında Bayburt’un Ozansu köyünde dünyaya
gelmiştir. İlk koşmalarını ümmi iken söylemiş, daha sonra Çayıryolu
medresesinde eğitim görmüştür. Bir çok eseri mevcut olan şair 1915
yılında vefat etmiştir.

 


BAYBURTLU HİCRANİ :

1908 Yılında Bayburt’un Çamlıkoz köyünde dünyaya gelmiştir. Tasavvuf
şiirlerinde daha başarılı olan şairin bütün edebi sanatlarda şiirleri
vardır. 1970 yılında Bayburt’ta vefat etmiştir. İlimizde bu
şairlerimizin yanı sıra çeşitli mesleklerde bir çok ünlü şahsiyet
yetişmiştir.

 


BAYBURTLU YÜZBAŞI AGAH BEY (1888-1922)


ABDULLABAĞAZADE ZABİD EFENDİ (ZAHİT PEKİNDAĞ)
(1866-1930) BELEDİYE BAŞKANI –


ALEMDARZADE MEHMET TEVFİK EFENDİ (TEVFIK ÇORUH)
(1882-1941) HUKUKCU -MÜFTÜ


MUHAMMED FAHREDDİN EFENDİ (1880-1961)


MAHMUT KEMAL Y ANBEĞ (1886-1967) EĞİTİMCİ


MEHMET TURAN (MAŞİİKBEYZADE) (1902-1931) EĞİTİRNCİ


ABDULLAH ENİS ERKOÇAK (1885-1952) TÜMGENERAL


RAŞİT GÜRGEN (1890-1951) TÜMGENERAL


MUSTAFA FİKRİ OĞUZ (1900-1956) TÜMGENERAL


HANEFİ ERGENEKON ( 1916-1981) KORGENERAL


HOCAZADE MEHMET EFENDİ (1887-1961) BELEDİYE BAŞKANI

GELENEK
VE GÖRENEKLER


DÜĞÜNLER

  
KIZ iSTEME :

Evlenme çağına gelen oğullarını evlendirmeye karar veren  ailede,
oğlanın annesi akrabalarından birkaç kişiyi de yanına alarak evlenme
çağında kızı olan evlere veya tavsiye edilen kız evlerine giderek
kızlarına bakarlar. Baktıkları kızlarda güzellik, güzel ahlak, el
becerisi ve benzeri meziyetler ararlar. Özellikle kız bakmaya sabah
erken gidilir, kızın tertip, düzenine ve çalışkanlığına bakılır. Kız
beğenilirse ayrıca yakınlarıyla birkaç defa gidip baktıktan sonra
istemeye gidilir. Oğlanın annesi ve yakınları kızı annesi ve
yakınlarından isterler. Eğer kızın ailesi verme taraftarı değilse,
kızımız küçük diyerek işi geçiştirirler. Kızı verme taraftarı iseler
kızın annesi bir kaç gün müsaade isteyerek babasına ve büyüklerine
soracağını belirtir. Oğlan tarafı bir kaç gün sonra tekrar giderek kızı
ailesinden bir kez daha isterler. Kızın annesi “Allah yazmışsa ne
diyelim “diyerek işi erkeklere bırakır. Bu durum kızın verildiğine
işarettir. Oğlan tarafından bir grup erkek kızın babasını ziyarete
giderek bir de kızı babasından isterler. Babası da kızı verecekse “Allah
yazmışsa ne diyelim, her iki tarafa da hayırlı uğurlu olsun” der. Bunun
üzerine kız istemeye giden erkekler kızın babasından pusula (kız için
oğlan tarafından isteklerini belirten liste) isteyerek, kızın babasının
yanından ayrılırlar. (Bu pusulaya aynı zamanda kesirde denir) Kız tarafı
Altın, Mobilya, En (Elbiselik kumaş) ve varsa diğer isteklerde bulunur.
Oğlan tarafı pusulayı fazla bulursa, istekler üzerinde anlaşmaya
çalışılır, anlaşamazlarsa bu iş biter. Anlaşılır veya direk kabul
edilirse, kahve içme günü tespit edilir. Kahve günü sabahı oğlan tarafı
şeker, kolonya, lokum, sigara ve kahve gönderir. Kız tarafının tespit
ettiği bir mahalle odasında kahve içmek için erkekler toplanır. (Buna
aynı zamanda Tatlı kahve denir) Burada oğlan tarafının yaşlı
temsilcileri kızı tekrar isterler, kız tarafı da verdiklerini
belirttikten sonra kahve içilir. Şeker, lokum ikram edilir. Sonra bir
tepsinin içinde oğlanın babasına veya ailenin büyüğüne tekrar bir kahve
daha gelir. Oğlanın babası veya ailenin büyüğü kahveyi içtikten sonra
ikram yapan gençlere verilmek üzere tepsiye bahşiş bırakır. Sonra
topluluk huzurunda Kız ve Oğlan vekili hocanın yanına oturarak dini
nikah yapılır. Dua edilir ve topluluk dağılır.

 

  
NİŞAN :

Nişan günü tespit edildikten sonra oğlan tarafından bir kaç kişi kızı ve
yanına bir yakınını da alarak çarşıya çıkarlar. Nişan için gerekli olan
Malzemeler, nişan ve nikah kıyafetleri, hamam takımı, Ayakkabı, çanta,
terlik ve kızın yakınlarına hediye v.s. alınır. Alınan bu eşyalara nişan
selesi denir. Bu nişan selesi oğlan evinde serilir komşu ve yakınlara
gösterildikten sonra kız evine gönderilir. Gelen sele kız evinde tekrar
serilerek komşulara ve yakınlara gösterilir Nişan günü oğlan tarafı kız
tarafına gider önce yemek yenir, sonra kızın yüzüğü ve takıları takılır
eğlenilir ve topluluk dağılır.Kız tarafı oğlanın yakınlarına tatlılık
olsun diye nişana gelenlerle bir tepsi baklava gönderirler. Nişandan
sonra kız tarafı gelen nişan selesinin karşılığı olarak damat ve
yakınlarına. hediye gönderirler. Buna, nişan selesinin geri dönmesi
denir. Bir müddet sonra oğlan tarafı peştimbal hamamı yapar. Hamamda
gelen davetlilere kız tarafından çörek, oğlan tarafından da meyve
dağıtılır, eğlenilir ve oynanır.


     Nişanlılık süresi içinde tespit edilen bir gün, kız evine nikah
memuru götürülerek kız, oğlan ve her ikisinin şahitleri huzurunda sade
bir törenle resmi nikah yapılır. Tatlı kahve ile düğün arasına eğer
Ramazan rast gelirse: ramazanın on beşinci gecesi oğlan tarafından bir
gurup, kız tarafına gider altın ve hediyeler götürür eğlenilir ve sahur
yemeği yenilerek dönülür buna on beşi denir. Ramazan Bayramında altın
hediye v.s. gönderilir. Kurban bayramında ise koç süslenir, koçun
boynuna lira, bilezik veya beşlik takılır, diğer hediyelerle birlikte
kız tarafına gönderilir.

 

  
DÜĞÜN :

Düğün günü kararlaştırıldıktan sonra, kız ve bir yakını alınarak çarşıya
çıkılır. Gelinlik, çeşitli kıyafetler, ayakkabı,terlik kızın annesine
“süt hakkı” adı altında bir hediye ve ayrıca yakınlarına da değişik
hediyeler alınır. Alınan bu eşyalar ayrıca çeşitli enler (Elbiselik
kumaş), çerez, kına ve pusuladaki altınlar önce oğlan tarafında
gösterilir, sonra sandığa konularak kız evine gönderilir. Kıza giden
çerez küçük paketler halinde hazırlanarak kız evi tarafından sandığa
bakmaya gelenlere dağıtılır. Düğünden 15 gün öncesinden başlayarak kız,
yakınları tarafından yemeğe alınır ve bu yemeklerde çeşitli eğlenceler
yapılır, buna “kınaya çıkarma” denir. Düğünden bir kaç gün önce kızın
çeyizi yakınları ve arkadaşları tarafından yıkanır, ütülenir ve serilir.
Sonra çeyiz yakınlara ve komşulara gösterilir, toplamada önce oğlan
tarafının büyükleri, mahallenin muhtarı, hocası kız evine giderek bütün
eşyaların fiyatlarını tespit ederek bir liste çıkarırlar,buna “çeyiz
yazma” denir. Giden guruba şerbet ikram edilir. Yazılan çeyiz toplanır,
sandığa yerleştirilir ve eşyalarla birlikte sandıkta oğlan evine
götürülür (Sandık evden çıkarılmadan kız tarafında bir çocuk sandığın
üzerine oturarak bahşiş alır.) Gelen çeyiz kız tarafından gelen
hanımlarca kızın geleceği eve serilir, yerleştirilir.


      Düğünden iki gün önce gelin hamamı yapılır. Hamamdan sonra gelin
kız sağdıcının evine gider o gece sağdıcın evinde yatar, eğlenir oyunlar
oynanır. Ertesi gün kızın evine gidilir ve o gece kız evinde baş örme
(Kına gecesi) yapılır. Yemekler yenir, oyunlar oynanır, eğlenilir. Bu
arada gelin içeriye girer yengelerden biri gelinin ayağına ayak eni
serer, gelin ve sağdıçlar ellerinde mumlar, büyüklerle ve oğlan evinden
gelenlerle görüşür ve kenara çıkar. Ayak eni toplanır baş sağdıca sağdıç
eni asılır. Kaynana ve oğlan evinden bir kaç kişi geline para ve pul
serperler, takılar takılır. Bitince takan kişi arkaya geçerek gelinin
başını tutar ve kaynana baş parası verir. Oğlan tarafından gelenlerden,
baş sağdıca el parası toplanır, oyunlar oynanır eğlenilir. Oğlan evi
izin ister gider. Oğlan evinin genç kızlarından bir kaç tanesi kalır.
Eğlenceye başlanır. Geç saatte gelin kızın eline, sağdıcı tarafından
kına yakılır, kına yakımı sırasında gelinin ağlaması gelenektir.
Türküler söylenerek özellikle gelin ağlatılır. Kına gecesi türkülerinden
örnekler:


Atladım atladım çıktım eşiği


Kırılsın kırılsın kızlar beşiği


Kaldırın softadan kızın kaşığı


Sen anam, sen babam, kınam kutlu olsun


Hem orda, hem burda, dilim tatlı olsun


Yeşil kınam bakır tasta yoğrulsun


Benim elim ak mendile sarılsın


Güleç yüzüm, tatlı dilim sorulsun


Sen anam, sen babam, kınam kutlu olsun


Hem orda, hem burda, dilim tatlı olsun


Gelin arkadaşlar kınam ezilsin


Anam bacım başucuma dizilsin


İlk ayrılık gözürnden yaşlar süzülsün


Sen, anam, sen babam, kınam kutlu olsun


Hem orda, hem burda,
dilim tatlı olsu
n

 


Diye devam eden türküler söylenir, oyunlar oynanır. Kız evinde kına
gecesi olurken, oğlanın baş sağdıcının evinde de sağdıç gecesi yapılır.
Sağdıç yemeği yenir, oyunlar oynanır, eğlenilir. Sabah namazından sonra
hamama gidilir, hamam çıkışı yan sağdıcın evinde kahvaltı yapılır ve eve
gelen berber, damadı ve sağdıçları tıraş eder. Tıraştan sonra kız
tarafından gelen bohçadaki kıyafetler giyilir, düğün için hazırlanan
yere sağdıçlar tarafından damat götürülür, düğün yemeği yenir, barlar
oynanır ve eğlenilir.


Mahallenin ileri gelenleri, tanıdıklar ve akrabalar, gelini almak için
arabalarla dünürcü giderler. Giden dünürcülere kız tarafında şerbet
ikram edilir. Dünürcülerden gençlere şerbet parası toplanır. Kızı
evinden çıkarırken kardeşi kapıyı tutar ve ona kapı parası verilir.
Topluca Allahaısmarladık denir ve gelin arabaya bindirilir. Gelin eve
girerken ayağının altına bardak konularak kırdırılır, yüzüne ayna
tutulur, kolunun altına kuran verilir, başına damat tarafından para ve
çerez serpilir.


Gelin içeri alındıktan sonra damat arkadaşları ve sağdıçlar tarafından
davul zuma eşliğinde getirilir. Kapının önünde bir süre oynadıktan sonra
damat içeri atılır, dışarıda kalan arkadaşlarına kız tarafından gelen
kurabiyeler dağıtılır, daha sonra topluluk dağılır.

 


HALK
OYUNLARI


Bayburt Folkloru, Türk folkloru içerisinde önemli bir yer oluşturur.
Halk oyunları, türküleri, manileri, masalları ve efsaneleri ile
gerçekten Türk insanının, ruh ve fikir yapısını kaderde, kıvançta,
tasada bir olmanın, beraber olmanın en güzel örneklerini sergilerler.
Bayburt yöresinde oynanan halk oyunlarına “BAR” denir. Bar sözcüğü
genelde el birliği, gönül birliği ve beraberliğin oyun şeklinde­ki
ifadesidir. Bar bir meydan oyunudur. El ele tutuşmuş, gönül gönüle
vermiş yiğitlerin düğünde, bayramda, askere giderken kısaca her önemli
günde hep aynı ruh coşkusu ile davul zurnanın eşliğinde topluca
oynadıkları oyunlardır.


Bayburt halk oyunları bulunduğu coğrafi yapı itibariyle çok farklı bir
yapı arz eder. Doğu Anadolu ile Karadeniz Bölgesi arasında bir geçiş
noktası olması nedeniyle tüm folklor değerlerinde olduğu gibi halk
oyunlarında da değişik bir yapı oluşmuştur. Kimi kez Karadeniz oyunları
gibi hareketli ve canlı, kimi kez Doğu Anadolu oyunları gibi ağır ve
vakur oynanır.


Bayburt’ta oynanan halk oyunları genelde erkek ve kadınlar tarafından
ayrı ayrı oynandığı gibi birlikte oynanan oyunları da mevcuttur.
Özellikle şehir merkezindeki düğünlerde, kapalı yerlerde oynanan
oyunlarda, halk arasında “İnce Çalgı” diye tabir edilen Keman, Ot,
Klarnet ve Def gibi çalgılarla da oyunlar oynanmaktadır.

 


BAYBURT ERKEK BARLARINDAN BAZILARI


  • Baş bar (1.bar)    


  • Sallanma


  • Baytarbarı                   


  • Mero (Şevvali)


  • Aşurma barı barı 


  • Saç bağı (Ey güldalı)


  • Cantemür(Temur ağa)


  • Sarhoş barı


  • Hançer barı


  • Sarı kız


  • Hoşbilezik                   


  • Sekme bar


  • Lazutlar


  • Tavuk barı


  • Mehmet Turan barı


  • Ters ayak


  • Mektebin bacaları


  • Tiliko


  • Tillara


  • Veysel barı


  • Yılan inceden


  • Köstek barı


  • 5ıksaray


  • Kotan barı


  • 0mudun barı


  • II.bar


  • Kuşbumu pirlenirmi


  • Papuri


  • Deli kız


  • Hoynarı


  • Dello


  • Daldalar


  • Serçe


  • Şillo


  • Kut kut barı


  • Sürütme


BAYBURT KADIN BARLARINDAN BAZILARI


  • Yılan inceden öter


  • Saç bağı


  • Kuşbumunun kurusu


  • Kuşbumu pirlenirli


  • Veysel barı


  • Serçe


  • Koçları vurdum dereye


  • Tiliko


  • Şillo


  • Hanım barı(Dur yerinde)


  • Deli kız


  • Gelin gel bara


  • Lazutlar


    
BAYBURT TÜRKÜLERİ

     

Halk oyunları gibi türküleri de çok çeşitlidir. Bugün TRT halk
müziği reper­tuarında yer alan 40’a yakın Bayburt türküsü mevcuttur.

     
Bunlardan bir kaçı aşağıya çıkarılmıştır


  • Alçuha mavi çuha


  • Gül koydum gül tasına


  • Arpalar orak oldu


  • Kara basma İz olur


  • Aydoğar ayİstandan


  • Karanfil eker misin


  • Baba ben dervişmiyem


  • Karşı ki tarlada herg eden oğlan


  • Bacadan aşıyor ayvanındalı


  • Köprünün altı diken(Zöhrem)


  • Bayburt’un ince yolunda


  • Mendilimde oya var


  • Sal1andım girdim bağa


  • Sarı kavun dilimi


  • Bayburt dağlarında tabakam kaldı


  • Vardım ki yurdundan ayağ göçürmüş


  • Söyleyin Bayburt’un vasfı halini


  • Ördeği ipek ile bağlamışam


  • Bebeğin beşiği çamdan


  • Kavurma koydum tasa


  • Deli kız sının geliyor 


  • Kop dağı oldu duman


  • Can temür ağa


  • Ey gül dalı gül dalı


  • Tiliko


  • Mero


  • Giydim çarıklarımı 


  • Yılan inceden öter


  • Giderim yolum dağdır


  • Herg eden oğlan


  • Bugün günlerden cumadır Cuma 


  • Ben feleği gördüm taştan inerken 


  • Güzel vasfeyleyim halleri senin


  • Çimenli bahçede bulgur eliyor


  • Dur yerinde hanım dur yerinde


  • Düğürcüler geldiler güzelim 


  • Bugün bizde düğün var 


  • Zay oldum geze geze


  • Can maral can 


  • Yörene bak yörene

        

EFSANELER

      

Yurdumuzun her köşesinde
olduğu gibi, Bayburt’ta da yüzyıllardan beri dilden dile söylenerek
gelen efsaneler mevcuttur. Bu efsaneler de diğer tüm efsanelerde olduğu,
gibi insanları hep doğruluğa, güzelliğe ve iyiIiğe yöneltirler.
Bayburt’ta dilden dile dolaşan

 


  • Dikmetaş

  • Guggı 

  • Ejderha

  • Kaybolan nehir

gibi efsaneler mevcuttur.

 


DİKMETAŞ EFSANESİ :



Bayburt’tan 20 km. uzaklıkta bulunan Değirmencik köyü yol güzergahında 
Buğdaylı yol ayrımı üzerinde, hemen Çoruh nehrinin yanında ilk bakışta
bir ot yığınını andıran ve dikme taş adı verilen bir taş yığını vardır.
Rivayete göre bu taş yığını, önceden bir ot yığını imiş, otlar zengin
bir Keşişe aitmiş, çok şiddetli geçen bir kış mevsiminde kışın uzun
sürmesi çevre köy çiftçilerini zor bir duruma düşürmüş. Çiftçilerden
birisi hayvanlarını kurtarmak için, bu keşişten ot istemiş keşiş önce
vermek istememişse de sonra ot isteyen çiftçinin güzel kızına karşılık
ot verebileceğini söylemiş.


Çiftçi kızına; birkaç bağa karşılık kendisini almak isteyen keşişin
teklifini bildirmiş. Fakat gece sabaha kadar ağlayıp keşişe beddua
etmiş, türküsünde şöyle demiş:

 


Estir kaba yel estir


Bugün dağlara destur


Gavurun yığınını


Sabahınan daş kestür.

 

    
Gerçekten o sabah bir mucize olmuş, güneyden bir kaba yel esmiş, bütün
çevreyi sarsmış, karlar erimiş ve otlar meydana çıkmış. Keşişin ot
yığını ise bir taş yığını haline gelmiş. Efsanede adı geçen taş yığını
halen varlığını muhafaza etmektedir.


 
EJDERHA
EFSANESİ :



Doğu Anadolu’yu kuzeye bağlayan en önemli yol Erzurum-Trabzon transit
 yoludur. Kış aylarındaki kar fırtınaları ile tanınan Kop ve Zigana
geçitleri gibi zorlu tepelerden geçen bu yol ayrıca tabii
güzellikleriyle de dikkati çekmektedir. Yol üzerinde ki sakin yerleşme
merkezleri gelip geçenlerin hafızalarında unutamayacak izler bırakacak
yurt köşeleridir.


Bayburt’u Gümüşhane’ye bağlayan yolun 18.Km.’sinde, sağ taraf da bir
dağın eteğinde kurulmuş Nişantaşı (Osluk) köyü vardır. Köyün eteğinde
kurulduğu dağın üzerinde, yılan şeklinde ve kıvrıla kıvrıla köyün
üzerine doğru gelen bir taş yığını vardır. İskelet de diyebileceğimiz
şekil şaşılacak derecede bir yılana benzemektedir. Köyün içerinsin de
son bulan baş kısmı tam bir yılan başını andırmaktadır. Boyu ise yüz
metre kadardır.


Bu yılan-Ejderha üzerine muhtelif efsaneler anlatılmaktadır. Bunlardan
bir iki tanesini sunuyoruz: Halk ejderha dediği büyük bir yılanın köye
gelmekte olduğunu görür evlerini terk edip kaçmaya başlarlar. Yaşlı
olduğu için fazla uzaklara gidemeyen bir kadın çaresizlik içinde bir
yere çömelir. İhtiyar kadın bu­rada ejderhanın gelip kendisini yemesini
beklemeye başlar. Diğer taraftan da Allah’a dua eder, şöylece yalvarır:
“Allah’ım, ya beni taş kes, ya onu” İhtiyar kadının duaları kabul olur
ve ejderha gelebildiği son noktada taş kesilir.


Benzer bir anlatmada ise; yaşlı kadının yerini hamile bir kadın alır. O
da dua eder, dualarının kabul olması ile ejderha taş kesilir.


Bahsedilen ejderha şekli halen bütün heybetiyle köyün üzerinde
durmakta­dır. Yalnız önceleri samanlık olarak kullanılan ağız boşluğu ve
çene kısımları kırılarak taş temini amacıyla tahrip edilmiştir.
Bayburt-Trabzon istikametinde seyreden yolcular dikkatli bakarlarsa
anayoldan bu ejderhayı görebilirler.

 


BAYBURT ATASÖZLERİ


  • Açığı it yer, sahipsizi kurt yer


  • Anası ne ki, danası ne ola                               .


  • At beslenende, Kuş seslenende, Kız istenende güzeldir


  • Bilinmeyen aş, ya karın ağrıtır, ya baş


  • Çok çalışanın hakkı yaban tezeğidir


  • Çocuk kundakta, gelin duvakta belli olur


  • El eli yur, elde döner yüzü yur


  • El’ deki yara, duvardaki deliktir


  • Er’in seni sağ sever, komşun seni tok sever


  • Ev’ den yetme oldu mu, danalıktan sığıra mal almazlar


  • Deliye el ver, eline bel ver


  • Kalın incelene kadar, incenin canı çıkar


  • Koç’luk kuru, kom önünde belli olur


  • Kurt gitti yazıya, meydan kaldı cıngıllı tazıya


  • Saç sefadan, tır


  • Sürü ters dönmüş, aksak önde gider


  • Tandır sıcak iken ekmek tutar


  • Tarlayı taşlı yerden, kızı kardeşli yerden alasın


  • Yağmur yağdı, yarıklar kapandı


  • Yaza çıkardım danayı, beğenmez oldu anayı



      

BAYBURT DEYİMLERİ


  • Ana akşam oldu fennosu yak (Ana akşam oldu gaz lambasını yak)


  • Aç karın, yüksek nalın, salın ha salın


  • Ana bir kavut çorbası büşürde, hereklenek (Kavut: kavrulmuş buğday unu
    Ana bir çorba pişir de ısınalım )


  • Anam olsun, ağzı olmasın, babam olsun eve gelmesin


  • Bulduğu gün godunan bulamadığı gün avucunan


  • Cahalınan sohbet edeceğine, sırganınan tehret et


  • Çalıya gittim neyim arttı, çalı Çar’ ımı yırttı (Çar:Kadınların
    başlarına örttükleri bez örtü)


  • Evinde pişmez bulgur aşı, kendi gezer bölük başı


  • Ezen molla evine,tezen molla evine, danayı büğelek almış, oda molla
    evine


  • Gada bu gün şehre getme yollar çelpeşük ( Ağabeyi bu gün şehre gitme
    yollar çamurlu)


  • Kırk değinnende bir got arpası yok,nöbet için baş yarirGod :Tahıl ölçü
    aracı, Nöbet: Değinnende sıra)


  • Kız nişanlı, gelin iki canlı, kocakarının hali belli


  • Kurdun payı kuşunan, kuşuilki çalı dibi


  • Oğlan yedi oyuna, çoban yedi koyurıa


  • Tavuk kakar böçügü,kalkar öğrenir cücügü(Böcüg:Böcek Cücüg: civciv )


  • Tec’inden ne hayır gördük ki, galadak’ından ne hayır görek (Tec:Harmanda
    temizlenmiş mahsül, Galadak:Harman altındaki kısım.)


  • Toydur düğündür, o da bigündür.


   

BAYBURT DUALARI

  • Allah birini bin etsin


  • Allah sevdiklerine bağışlasın.


  • Allah muradını versin.


  • Allah agibetini heyır etsin.


  • Allah dizine dagat versin.


  • Allah acılı gün göstermesin


  • Allah gönlüne göre versin


  • Allah her tutuğunu altın ede


  • Allah ömrümden kessin ömrüne versin


  • Allah seni efendimizin şefahat’ından mahrum koymaya


  • Allah seni elden ayağa bırakmaya


  • Allah seni Fadime anamıza komşu ede


  • Allah seni hac’a nasip etsin


  • Allah seni hiç bir yerde bunaltmaya


  • Allah seni nur gölünde yatırsın


  • Alimlerle otura kalkasın


  • Allah yüzünü kara çıkarmasın


  • Ayağın taşa dokunmasın


  • Bir ata, bin tutasın


  • Cennet hatunu olasan


  • Evine dert girmesin


  • Toprak ata, altun tutasan


  • Torunların torununu sevesin


  • Ab-u kevserden içesen


  • Analı babalı büyüyesen


  • Cennet mekanın olsun



   

BAYBURT BEDDUALARI (GARGIŞ)

  • Akşamlar üstehen kara gele


  • Allahın ateşi karnahan dola


  • Allah kökünü kuruta


  • Allah sana uyuz vere, kaşınacak tırnak vermeye


  • Ayakların kırıla kud olasan_


  • Bemurat tahtasına uzanasan


  • Benden sonra gün görüp sefa sürmeyesen


  • Bir solukluk olasan


  • Ekmek atlı, sen yaya olasan


  • Elin ayağın kırılada yanahan uzana


  • Gezen dert karnahan dolsun


  • Gidişin olada, dönüşün olmaya


  • Gözlerine betire aha


  • İtinen alamete, kurd’unan kıyamete kalasın


  • O boydan yukarı çıkmayasan


  • Ocağın bata, kapın kitlene


  • Ölmeye, itmeye, sürünesen


  • Seni çor tuta


  • Seni gorbagor olasan


  • Seni karayola gidesen


  • Suratahan baba çıka


  • Suya sabuna dokunmadan gidesin


  • Tandur başlarında kalasan (bakacak kimsen olmaya,başkalarına muhtaç
    olasan) -Yazın ayrana, kışın yorgana muhtaç o lasın


  • Allah seni bemirat tahtasına uzada.


  • Seni nediyim, ne olsan



     

BAYBURT BİLMECELERİ


  • El keser,elim keser, su vurdukça kan keser (Kına)


  • Keser sapı, kel kitabı, beş dalı var, beş çiçeği (Kol, El, Parmak,
    Tırnak)


  • Vakti gelmiş ermişler, sararmış, solmuşlar (Buğday)


  • Babam baştan yukarı, kalem kaştan yukarı, kuşlardan bir kuş vardır;
    dizi baştan yukarı (Çekirge)


  • Baldan tatlı, zehirden acı (Dil)


  • İnim inim inler, cümle alem dinler (Davul )


  • Kara koyun, kuyruğu uzun, yazın gider, kışın gelir (Soba)


  • Karşıda ay doğdu, gölgesi adam boğdu, anası kız iken kızından uşak
    doğdu(Patates)


  • Oy ulu dağlar, ulu dağlar. Kürk üstünde kürk bağlar. Ne alan ağlar ne
    satan. Başını kesen ağlar (Soğan)


BAYBURT MANİ ÖRNEKLERİ


    Kahve döktüm kuruna


    EI vurmayın durula


    Yarime yar diyeni


    Sol göğsünden vurula


 


    Suya bulgur ezerim


    Hem ezer, hem süzerim


    Ben yarimin derdinden


    Deli olmuş gezerim


Bayburt’un bucağında


Ot yanar ocağında


Çocuk ola gezeydim


O yarin kucağında


 


Bahçede ceviz dalı


Altında ipek halı


Benim yarimi sorsan


Süzülmüş oğul balı



     BAYBURT’TA  KULLANILAN  BAZI  
MAHALLİ     SÖZCÜKLER DEN   ÖRNEKLER

Aba  


: Ana-Anne


Ağartı    


: Süt, yoğurt gibi maddelerin genel adı


Ağırşak    


: Teşinin üstündeki yuvarlak parça İşte


Anık  


: Yeterince mayalanmamış ekmek hamuru


Bedura  
        : Su kabı, kova

Bibi    
        : Hala

Bıldır  


: Geçen yıl


Cameş


: Manda


Cılcıbıl  


: Çıplak


Cıcık


: Güzel


Cırnak  


: Kuşların ayak parmak ucu


Cücük 


: Küçük yavru civciv


Çar   


: Bir tür bez çarşaf


Çit  
       
: Kadın Başörtüsü

Dadağ 


: Yemek


Damcı   


: Damla


Debbe 


:
Bakır su kabı


Eğiş 


: Demir, tandır karıştırıcı


Eşgere   


: Açık,alenen


Eze   


: Teyze


Hereklemek


:
Bir şeyi tandırda veya güneş altında kurumaya bırakmak


Hetircek  


:
Tandırın üzerine yemek pişirrnek için konan demirden araç


Kahan  


: Çapa yapma, tarlayı yabancı otlardan temizleme


Kelem


: Lahana


Kom 


:
Küçük baş hayvan ahırı


Lüle  


: Musluk


Lengel   


: Geniş yayvan bakır kap


Pahar 


: Çeşme


Piliçüklü

        :
Havuç

Yoşa      


: Kırmızı toprak, duvarların alt kısmına sürülür

 


BAYBURT’TA YEREL SEYİRLİK EĞLENCE TÜRÜ OYUNLAR

 

 

    
Yurdumuzun her yöresinde olduğu gibi, Bayburt’ta da o yöre insanla­rının
fikir ruh ve mizahi açıdan zekasını ortaya koyan bir çok oyun vardır.
Oynanan oyunlar, belli bir yaş gurubunca oynanır ve o guruba hitap eder.
Bayburt’ta oynanan seyirlik ve eğlencelik türü oyunlar üç ana bölümde
incelenebilir :

 


  • Çocuk oyunları     

  • Kadın oyunları    

  • Erkek oyunları

    
Şimdide bu oyunlar hakkında kısa bilgiler verelim.


Çocuk Oyunları

:

Çocuk oyunları mahalle veya köyün boş bir sahasında oynanır. Genelde
oyunları tümünde “ebe” diye tabir edilen ve oyunu yöneten bir çocuk
bulunur. Ebe oyunun ceza ve ödüllenmesi ve akışını yönlendirir, ebe
oyundan oyuna değişebilir. Yörede oynanan çocuk oyunlarından bazıları
şunlardır

 


  • Alda vu


  • Arabi


  • Aşuh oyunları


  • Kırdı-kırdı


  • Tugara gördüm


  • Konç


  • Lep


  • Tıka


  • Yersiz


  • Bilye oyunları


  • Emen


  • Gubbe


  • Haray


  • Deveci v.b.

    
Tugara gördüm :

Oyuncu sayısı en az sekiz olmalıdır. Oyuncular iki gruba ayrılır. Oyun
daha ziyade Ramazan gecelerinde oynanır. Oyuncuların haricinde bir de
hakem vardır. Oyuncu grupları arasında yazı tura atılarak ebe grup
seçilir. Hakem ebe grupla kalır. Burası emendir. Diğer grup kaçarak
saklanır. Bir müddet sonra hakem”azed ederim” diye bağırır, ebe grup
saklanan arkadaşlarını aramaya koyulurlar.

    


Hakem ebelerin bulundukları yeri saklanan arkadaşlarına yüksek sesle
bildirir. Mesela “cami önündeyiz, falan sokağa giriyoruz”v.s. gibi. Ebe
grup, gizlenen arkadaşlarından birini görürse “Tuğara gördüm     Gördüm”
der emene doğru koşar. Görülen oyuncu yanmış olur. Saklanan oyuncular
ebelere görünmeden sırtlarına atlamaya çalışırlar. Ebeyi
yakaladıklarında emene kadar binerler. Şayet ebeler saklanmış olan
arkadaşlarından önce emene koşarlarsa diğer çoğunluğa bakılır. Çoğunluk
ebelerde ise, ebe grubu değişir, diğer grup ebe olur, oyun tekrarlanır.

 

  
Aşuh (Aşık) oyunları :

Tarihi çok eski bir çocuk oyunu olan ve günümüzde artık çocukların pek
oynamadığı aşuk’tan bahsetmenin kültür değerlerimiz açısından önemli
olduğuna inanıyoruz, şöyle ki oyunda geçen bir takım deyimler Kaşgarlı
Mahmud’un 1068–1072 yılları arasında yazdığı bilinen Divan ü lügat-it
Türk’te geçmektedir.

   


Koyun, keçi, oğlak ve küçük danaların ayaklarından çıkan aşıklar,
çocuklar için birer oyun aracıdır. Aşıklar genelde boya ile boyanır,
sağa ların belleri bakır telle sarılır ve ortaları delinerek ağır olması
için kurşun akıtılır. “Sağa” tabir edilen ağır ve büyük aşıklar
oyuncunun elindeki seçilmiş aşıktır, her oyuncunun bir sağa’sı vardır.


      Sokakta veya evlerin damlarında oynanan, aşuk oyunlarını sadece
erkek çocuklar oynar. Aşukların yüzleri çig, şeg, tög, mire, alçı gibi
isimler alırlar. Bir daire içerisine dizilen aşıklar bir kaç metre
uzaktan sağalarla atılarak daireden dışarıya çıkarılmaya çalışılır, bu
oyuna “çızı oyunu” denir. Çizgi dışına çıkarılan her aşuk, çıkaran
oyuncuya ait olur. Aşuk çıkaramayan oyuncu, oyunu rakibine bırakır,
böylece aşukların tamamı daire dışına çıkıncaya kadar oyun devam eder:
Aşukları biten çocuğa “Uduzdu” denir. Bu oyundan başka “Mire” diye tabir
edilen birbaşka oyun şeklinde ise ortaya oynayan oyuncu sayısı kadar
aşuk dizilir. Dizilen bu aşuk kümesine bir kaç metreden sağa denilen
aşukla şeğleme yapılır. Aşuk “mire” gelirse kümenin olduğu yerden bunu
vurmak için diğer oyuncular sağalarını atarlar,vuran çocuk diğerlerden
birer aşuk alır mire gelen sağa vurulamazsa sahibi diğer oyunculardan
birer aşuk alır. Şeglenen aşuk mire gelmezse diğer oyuncularda küme
etrafında aşuklarını şeglerler sonra bir çocuk tarafından aşık kümesine
sağa İle atış yapılır küme dağılırsa sağanın yüzlerine uyan aşuklar,
oluşuncaya kadar vurulur. Sonra tekrar küme kurulur kazanan oyuncu
arkadaşlarından birer aşuk alır oyun böyle devam eder.

 

   
Kadın oyunları :

Kadınların özellikle genç kızlarımızın kendi aralarında oynadıkları bu
oyunlar önemli günlerde sergilenir. Oyunlar genel olarak kuralları ve
kültür öğelerinin ışığı altında oynanır. Genç kızların ve kadınların
sundukları oyunları yaşlılar izleyici olarak takip ederler. Kına
gecelerinde oynanan oyunlar genellikle damat tarafından gelen ve “Yenge”
tabir edilen kişilere yönelik olarak düzenlenir ve yengeler tarafından
oyun düzenleyenlere bahşişler verilir. Ayrıca Bayburt’ta insanları bir
araya getiren önemli günlerin bazılarında “herfene” deyi tabir edilen
bir buluşma şekli vardır. Mesela genç kızlar herhangi bir günde kendi
aralarında anlaşmak suretiyle herkes kendisine uygun hazırladığı
yiyecekleri getirerek eğlence düzenlenir. Bu günkü bayanların kendi
aralarında “gün” diye ifade etdikleri olay Bayburt’ta yıllardan beri
eski bir Türk geleneği olarak “Herfene” adı altında devam etmektedir.
Bazı kadın oyunları:

 


  • Yüzük bulma


  • Nesi var


  • Mendil kaybetme


  • İs

   
Erkek oyunları  :

Erkek oyunları da diğer oyunlar gibi belirli kaideler içerisinde
oynanır. Genellikle önemli günlerde mahalle veya köyde bir araya gelen
gençler eğlenmek, hoş vakit geçirmek amacı ile oyunlarını sergilerler.
Erkek oyunlarında oyunlar oynanırken “ebe” veya “delikanlı başı”
oyunları yönetir ve yönlendirir. Oyun alanında bulunan herkes oyuna
katılır ve oyun sonunda verilen cezaya kimse itiraz etmez. Eğer verilen
ceza ağır ise delikanlı başı veya orada bulunan en yaşlı kişinin
hakemliğinde ceza hafifletilebilir. Gençlerin oyunlarına örnek verecek
olursak,

 


  • Herkes benim gibi olsun


  • Dişçi


  • Kabak


  • Berber


  • Vız­dız


  • Sivdi-sivdi


  • Karalı


  • Bezir çıkarması


  • Minder altı


  • Kalaycı ve körüğü v.b.


       

Herkes benim gibi olsun :

Bayburt’ta sağdıç gecelerin güzel oyunlarından biridir. İzin alınmadan
ve gizlice oyuna başlanır. Oyunu yapacak kişiler gizlice dışarı
çıkarlar, biri belinden yukarı soyunur ve palaska elinde koşarak
gençlerin bulunduğu odaya girer, elinde ki palaskayı sağa sola vurarak
“Herkes benim gibi olsun” diye bağırır. Toplulukta bulunanlar bir
taraftan belden yukarı çıkarırken, palaskadan nasiplerini almamak için
sağa sola doğru koşarlar. Herkesin belden yukarısını soyunduğu anda,
dışarıda bekleyen ikinci kişi içeri girer ve “Herkes benim gibi olsun”
diyerek çıplak olanlara vurmaya başlar. Çıplak olanlar palaskadan
kurtulmak için acele giyinmeye çalışırlar ve herkes giyindiğinde oyun
biter.

 




Cirit



:

Gençlerin oynadıkları oyunları sayarken, onların büyük tutkusu ata
yadigarı ciritten de bahsetmeden geçilmeyeceğine inanıyoruz, Ata
sporlarımızdan biri olan cirit yıllardan beri, Bayburt’ta oynanmaktadır.
Uzun zaman boyunca, geleneksel bir kimlik içerisinde kendi koydukları ve
oluşturdukları kurallarla yapılan cirit oyunu, günümüzde kurulan Atlı
Spor Kulüpleri vasıtasıyla Geleneksel Spor Dalları Federasyonuna bağlı
Atlı Cirit Müsabaka Talimatı doğrultusunda yürütülmektedir.


Atlı cirit müsabakalarında her takım 7 asıl ve iki yedek atlı sporcudan
oluşur. Oyuna en az 7 Atlı sporcu ile başlanır. Oyun 40 dakikalık iki
devre halinde 80 dakika oynanır, 10 dakika devre arası verilir. Oyun
esnasında Atlı oyuncu sayısı 5’den aşağıya düşerse o takım yenik
sayılır.


Nizami 40xl20 metre ebatlarında ki düzenlenmiş taşsız az kumlu sahalarda
oynanır, ciritçi elinde 110 cm uzunluğunda, oval başı 3 cm’ den arkaya
doğru 2 cm olacak şekilde hazırlanmış ahşap sopa (Değnek ) kullanır.
Değneği at üzerinde ki oyuncu rakip oyuncuya atar. Değneğin diğer at
üzerinde ki rakip oyuncuya deymesi, rakip oyuncu tarafından tutulması,
rakip oyuncunun arkadaşlarının değneği atan oyuncuya hamle yapması,ata
kasten değnek vurulması, ciritçinin atına haşin davranması belirli
puanlamayı gerektirir, sonunda en çok puan alan takım oyunu kazanır


MAHALLİ     KlYAFETLER


     
KADIN
GİYSİSİ

  
Başta :

Eski Bayburtlu kadınlar başlarına “TEPELİK” takarlardı. Özellikle maddi
durumu yerinde olan ailelerde bu tepelikler altınlarla süslenirdi. Yine
kadınlar, başlarına çevresi “ÇIRNAKCA” tabir edilen oyalı pullu bir
yazma diğer adıyla çit örterlerdi. Bunlar muhtelif renklerde olurdu.

 

  
Gövdede:

içte köynek, onun üzerine işlik ve üç etek veya bindallı, alta şalvar
giyerlerdi. Üç eteğin üzerine hırkaya benzer koyun yününden örme “DELME”
diye tabir edilen bir giysi giyerlerdi. Üç etek elbisenin yakası açık
olduğunda göğüsü ve iç çamaşırı örtmesi için bir önlük giyilirdi.
Kumaştan yapılan bu önlük boyundan bağlanarak, delmenin altından göğüs
üzerine kadar inerdi. Üç etek üzerine uç kısmı arkaya sarkık, bir üçgen
teşkil eden, elde dokunmuş bir kuşak sarılırdı. Bu horasan kuşağı Keşmir
veya Lahuri şalı olurdu. Ayrıca üç etek üzerinde peştamal da bağlanırdı.

 


  
Ayakta:

Kadınlarda ayaklarına çank giyerlerdi. Ekonomik durumu iyi olanlar “KALLOŞ
POTİN” giyerlerdi


ERKEK GİYSİSİ


Başta :


Eskiden başlarına “KEÇE KÜLAH, FES EBANİYE” adı verilen bir  başlık
örten Bayburtlu erkekler daha sonra Cumhuriyetle beraber bu
özelliklerini bırakmışlardır. Bugün halk oyunları ekiplerinde yer alan
gençler başlan açık olarak oyunlarını sergilerler.

 


Gövdede :

İçte köynek, üzerinde özel olarak yaptırılmış içlik giyilirdi. İçliğin
üstünde kapaklı “GEZEKİ” (Çuha) bulunurdu. Bu kıyafetin üç cebi vardır,
göğüs hizasında bir, altta yanlarda iki olmak üzere. Gezeki’yi bilhassa
ekonomik durumu iyi olanlar giyerdi. Gezek’in düğmeleri süslü, kol
ağızları ayrıca kaytanlı olurdu. Gençler bellerine Keşmir ve Trablus
kuşak bağlardı. (Bu kuşaklar, geldiği yörenin adı ile anılır ancak
Bayburt’ta da dokunurdu.) Kuşağın üzerinden bir kemer bağlanırdı. Bu da
kuşak gibi koyun yününden dokunurdu. Yaşlılar horasan veya lahuri kuşak
bağlar, üzerine silahlık takarlardı. Bu silahlık deriden yapılırdı..


Bayburt erkekleri gençlik çağlarında “GÜNGÖRMEZ” tabir edilen,
yanlarında kaytanı, ön ve arkası bir olan ağlı parçaları topuğa kadar
uzanan bir elbise giyerlerdi. Güngörmezin bir kısmı uçkurlu ve kaytansız
olduğundan buna “ŞALVAR” da denirdi. Ayrıca Zıvga denilen topuktan dize
kadar üç veya dört körüklü, boğumlu giyimler çok makbuldü. Bunların
paçaları üç veya dört pannak kalınlığında kaytan işlemeli olurdu.

 


      


Ayakta
:Yünden
örülmüş çorap giyen Bayburtlu erkekler, çarık hasıl, çapula ve yerneni
gibi kösele ve deriden yapılmış ayakkabı giyerlerdi.

EL
SANATLARI


Bayburt’ta bugün devam eden en önemli el sanatları kilim, seccade ihram,
taş ve bakır işçiliğidir. Özellikle kilim, seccade ve ihramın Bayburt’ta
ayrı bir önemi vardır. Orta Asya’dan Anadolu’ya dalga dalga gelen Türk
boyları Asyadan getirdikleri geleneksel dokuma sanatını aynen burada
sürdürmüşler, yöreden elde edilen yünleri kendi yöntemleri ile tabii
boyalarla boyamışlar ve bir renk cümbüşü, bir ahenk içerisinde dokuyup
hizmete sunmuşlardır.


Evliya ÇELEBİ ‘nin l7.yüzyıl başlarında ki ziyaretinde Bayburt’tan
bahsederken şehirdeki boya hanelerde boyanan yünlerden dokunan Kilim ve
seccadelerin Avrupa’ya kadar gönderildiğinden bahsetmektedir. Yine
Bayburtlu kadınların örtünmek amacıyla yünden özel olarak çeşitli renk
ve motifte, ihram diye tabir edilen bir el sanatından bahsetmek
gerekecektir.



İHRAM (Ehram)

Bayburt
el sanatlarında ihram önemli bir yer tutar. Yörede İhram veya Ehram
olarak tabir edilen, tamamen yünden ihram tezgahında dokunmak suretiyle
hazırlanan ve Bayburt’ta bayanların örtünmek amacıyla kuIlandığı yerel
bir giysidir. Eski bir Türk geleneği olan ihram dokunma sanatının
tarihi Bayburt’ta eskilere dayanır. Ham maddesi Koyun yünü olan ihram
genç kızların ve kadınların maharetli eIlerinde bir sanat eseri olarak
şekil bulur ve dokunur. İhramda renk çok önemlidir. Genelde beyaz genç
kızların, mor, boz orta yaştaki kadınların,mor-siyah ihram ise yaşlı
kadınların tercih ettiği ihramlardır. 1,5X2 metre ebadında yapılan
ihram için temizlenmiş yaklaşık 2.5 .kg. koyun yünü gereklidir.
Günümüzde ihram olayı eskisi kadar fazla kuIlanılmadığı için asıl
görevi olan örtünme yanında yatak örtüsü, modem ize edilmiş kadın
giysileri (Yelek, heybe, şal, fular, v.s). kravat gibi gayelerle de
kuIlanıImaktadır. İhram, renkleri yanında üzerlerinde bulunan
desenlerle adlandırılır. Bunlar Arıdala ters kondu, Pirinç deni, Elma
şeleği, Kar tanesi, Çark yıldızı, Uçan kuşlar, Gordo, Mercimekler ve
Elifler v.b. gibi İhram hakkında daha geniş bilgi için
www.ehram.org
web sitesini ziyaret
edebilirsiniz.


MAHALLİ YEMEKLER


Yemekler kültürümüzün bir parçası olarak asırlardan beri devam eden
geleneksel bir yapının günümüzdeki uygulamasıdır. Bayburt yöresel
yemeklerinde görülen genel özellik, un ve una bağlı yemeklerle, etli
yemeklerin sebze ve zeytinyağlı yemeklerden çeşit olarak daha fazla
oluşudur. Bu da yörenin coğrafi şartlarının kültürel yapı üzerindeki
etkisini göstermesi bakımından önemlidir. Yöremiz kültür değerlerinin
bir öğesini oluşturan Yemeklerimizden örnekler ve yapılış şekilleri
aşağıya çıkarılmıştır;


TEL HELVASI



Kullanılan Malzemeler :

250 gr Tereyağı, 3 su bardağı un, 1 Kg. Toz şeker, 1 adet Limon.


Hazırlanışı :

1 Kg şekere, 2 su bardağı su konulup kaynatılır. Üzerine bir miktar
limon sıkılır. Şeker hafif kırmızı renge gelince bir kaşık kadar bu
şekerli sudan soğuk su içerisine dökülür, katı hale (ağda) gelirse
helvanın ağdası olmuş demektir. 250 gr. yağla kavrulan un büyükçe bir
tepsi içerisinde soğutulur, soğutulan ağda beyaz bir renk alıncaya kadar
çekip uzatılarak yoğrulur sonra iki ucu birleştirilerek simit şekline
getirilir tepsideki soğutulmuş, kavrulmuş un içerisine konur üzerine
kavrulmuş un dökülerek üç dört kişi ta rafından kenarlara doğru
çekilerek halka büyütülür bu halka ikiye katlanarak küçültülerek tekrar
ay nı işlem yapılır, katlar incelinceye kadar devam edilir, tel telolan
katlar kopartılarak servis yapılır


SÜT BÖREĞİ


Kullanılan Malzemeler :

l su bardağı süt veya yoğurt, 1 su bardağı su, i subardağı Tereyağı, 3
adet yumurta, 250 gr. Kavrulmuş fındık, 3 su bardağı süt (şerbet için:2
su bardağı Toz şeker, 1 çay kaşığı Karbonat yeterince un.


Hazırlanışı :



Yumurta, bir su bardağı süt veya yoğurt, su, karbonat ve tere yağı
karıştırılır. Üzerine un ilave edilerek baklava hamuru gibi bir hamur
yapılır.14,15 parçaya ayrılıp 15 dakika kadar dinlendirilir, ince olarak
açılan yufkalar yağlanmış tepsiye teker teker dizilir. Her üç dört yufka
arasına dövülmüş fındık serpilir. Bu şekil de bütün hamur bitinceye
kadar yufkalar açılıp tepsiye serilir. Yufkaların açılması
tamamlandıktan sonra istenilen şekilde kesilip üzerine biraz tereyağı
dökülür ve orta sıcaklık da bir fırında hamur pembe renk alıncaya kadar
pişirilir. Kızarmış börek fırından çıktıktan sonra, pişirilmiş süt
üzerine şeker ilave edilerek tadı ayarlandıktan sonra elde edilen süt
şerbeti ılık olarak üzerine dökülür. .


        Sunum :süt şerbeti döküldükten sonra bekletilmeden ılık
olarak servis yapılır.


TATLI ÇORBA



Kullanılan Malzemeler :

i Kg kurutulmuş Kuşburnu veya-Yı Kg. Kuşburnu Marmeladı, 100 gr. Kuru
Üzüm, 1,5 Kg. Toz şeker, Kg. Yarma (Gendime) 100 gr. İncir
(istenirse), 100 gr. Kuru Fasulye, 100 gr. Kaysı, 100 gr. Erik
(istenirse) 250 gr. Fındık, 1 su bardağı un ve tuz



Hazırlanışı :

Kuşburnu iyice pişirilerek ezilir önce süzgeçten sonra elekten
geçirilerek süzülür. Başka bir kapta iyice pişirilen yarma ve yine
önceden iyice pişirilen fasulye süzülen suya katılır, un su ile
karıştırılıp bulamaç halinde üzerine ilave edilir bir taşım kaynatılır.
Başka kapta diğer malzemeler (kayısı, üzüm, erik, incir) pişirilerek
şekerle birlikte karışıma ilave edilir ve bir taşım kaynadıktan sonra,
soğumaya bırakılır. iyice soğutulan tatlı çorba üzerine dövülmüş fındık
serpilerek


KESME ÇORBA



Kullanılan Malzemeler


:


200 gr. Y. Mercimek, i ad. Yumıırta, 2 yemek kaşığı salça, i ad. Soğan
(orta), 100 gr yağ, lsu bardağı un, Yeterince su, tuz, bir miktar Dargın
(istenirse)



Hazırlanışı :

Un içerisine su, tuz, yumurta konularak katı bir hamur yoğrulur, biraz
bekledikten sonra hamur açılır, makama gibi ince ince kesilir. Diğer
taraftan mercimek iyice pişirilir doğranan soğan yağla pembeleştirilir.
Dargın, salça, su katılır üzerine mercimek ilave edilir kaynatılır,
üzerine kesilen çorbalık hamurlar karıştırılır. Bir kaç taşım
kaynatıldıktan sonra servis yapılır.


GALAÇOŞ



Kullanılan Malzemeler :

250 gr.Y.Mercimek, 200gr. Tereyağı, 1/2Kg. Kıyma, 1 adet soğan
(irice), 2 kaşık salça, 250 gr. Gurut (Kurutulmuş Ayran süzmesi) veya
yoğurt süzmesİ.


Hazırlanışı


:

Mercimek, et,soğan,salça ve yağ ile birlikte, mercimek suyu çekinceye
kadar pişirilir. Diğer taraftan Gurut (Kurutulmuş Ayran sÜZIDesi) veya
yoğurt sÜZIDesi sulu bir kıvama gelinceye kadar sıcak suyla ezilerek
kaynama noktasına kadar ısıtılır. Kaynamamasına özen gösterilir, kaynama
olursa çökelek haline gelir ve kullanılamaz, hazırlanan bu eriyik
önceden tabağa doğranan bayat ekmekler üzerine dökülür. Üzerine de bol
yağlı mercimek ilave edilerek servise sunulur.


EKŞİLAHANA



Kullanılan Malzemeler :

250 gr parça et veya Kavurma, 1 kg Ekşi lahana (Salamura) i Su bardağı
bulgur, 2 Yemek kaşığı böbrek yağı, i Ad. kuru Soğan (orta), i çay
kaşığı kırmızı biber, 2 Yemek kaşığı salça (Domates), i Tutam tuz.



Hazırlanışı :

Su ile et yaklaşık 20 dakika haşlanır. Önce üzerine bulgur ilave
edilerek bir taşım kaynaması sağlanır, sonra küçük küçük doğranmış ekşi
lahana ektenir. Bir başka kapta soğanlar pembeleşinceye kadar
yağ,kırmızı biber, salça karıştırılarak pişirilir. Bu karışım ekşi
lahananın içerisine konulur, kavurma ile pişiriliyorsa bu aşamada ilave
edilir ve yaklaşık 45 dakika pişirilir. Bir müddet dinlendirildikten
sonra servis yapılır.


LOR DOLMASI



Kullanılan Malzemeler :
 
1kg. taze lor (çökelek), i su bardağı bulgur, 2 adet Yumurta, 1 su
bardağı süt kaymağı, 4 Kaşık Tereyağı, Dargın, i kg. Pancar yaprağı veya
Evelik, i deste taze soğan (kuru soğanda olabilir), Tuz



Hazırlanışı :

Yapraklar yumuşaması için kaynar suda bir taşım haşlanır. Taze lor
içerisine yumurta süt kaymağı, haşlanmış bulgur, ince doğranrnış taze
soğan, yeteri kadar tuz ve dargın konularak yoğrulur. Daha sonra
istenilen büyüklükte sıkılarak yaprağa sarılır. Yağlanmış tepsiye düzgün
bir şekilde dizilir üzerine yarım çay bardağı süt veya su ilave edilerek
orta sıcaklıktaki finnda pişirilir. Servis yapılırken üzerine eritilmiş
tereyağı dökülür.


YALANCI DOLMA



Kullanılan Malzemeler :

1/2 kg. Lahana yaprağı, 2 su bardağı bulgur, 250 gr Parça et veya
Kavurma, 2 yemek kaşığı salça, ISO gr. Tereyağı, 2 çorba kaşığı un, 1
adet kuru soğan (Büyük), Tuz ve Kırmızı biber.



Hazırlanışı :

Önce bulgur, pilav gibi pişirilir,lahana yaprakları ise sıcak su ile
haşlanır, pişirilmiş bulgur içerisine 2 çorba kaşığı un katılarak
karıştırılır, dolma iç    hazırlanara haşlanmış yapraklarasarılır.Başka
bir            kapta soğan pembeleşinceye kadar kızartılır üzerine parça
etler eklenerek pişirilir,sonra dolmalar eklenir kavurma ile
pişiriliyorsa dolma ile birlikte kavurmalar konulur, 2 bardak su ilave
edilerek bir kaç taşım pişirilir.


İLDE
YAPILAN FESTİVAL VE ANMA GÜNLERİ


  • 21 Şubat Bayburt’un düşman işgalinden kurtuluşunun yıl dönümü olarak
    her yıl “Kurtuluş Haftası” şeklinde çeşitli spor ve kültürel
    etkinliklerle kutlanmaktadır .


  • İlimizde ilki 14-17 Temmuz 1995 tarihinde ulusal düzeyde yapılan
    “Bayburt Dede korkut Kültür-Sanat Şöleni” her yıl Temmuz ayının üçüncü
    haftasında tekrarlanmaktır. Şölen kapsamında: çeşitli kültürel ve
    sportif faaliyetlerin yanı sıra şölenin son günü yayla şenliği
    düzenlenmektedir.

Reklamlar