09.23.06

ANTALYA

Yazı kategorisi: ANTALYA 16:40 pm yazan: imemleket

ANTALYA
TARİHİ

Söylentilere göre,
İ.Ö.2. yüzyılın ortalarında Bergama Kralı Attalos’un; bana bir yeryüzü cenneti
bulun; buyruğuyla kurulan ve adını kurucusundan alan Attaleia, bugünün
Antalya’sı Antik Pamfilya, Psidya, Likya Bölgelerinin kesiştiği, Anadolu’nun en
bereketli coğrafyasında kurulmuştur. Antalya, tarihi boyunca hep kültürün,
sanatın, mimarinin, mitolojinin doruğudur. Çünkü, doğasını oluşturan lacivert
denizleri, görkemli Torosları, coşkun çağlayanları, renk renk ağaçları,
çiçekleri ve böcekleri esin kaynağı olmuştur Antalyalı’ya.

Büyük Önder Atatürk 1930 yılının
ilkbaharında ilk kez gördüğü Antalya’da lacivert denizlerin ardındaki dağların
anlık renk renk değişimini izlerken boşuna;”Antalya hiç şüphesiz ki Dünyanın
en güzel yeridir”
; dememiştir tarihin değişmezliği içinde… 19. yüzyılda
bir Avustralya’lı araştırmacının benzetmesiyle Antalya; Avrupalı yazarların
çizdikleri hayal ürünü güzel manzaraların belki de hayal edilemeyecek kadar
güzeli ve gerçeğidir. Bugün Antalya’yı; turizmin başkenti; kılan uzun ve zorlu
bir serüvenin kaynağı işte bu gerçektir. Doğal güzellikler arasında yer alan
Antalya palmiyelerle sıralanmış bulvarları, uluslararası ödül sahibi marinası
ile Türkiye’nin en önemli turizm merkezidir. Geleneksel mimarisi ile şirin bir
köşe oluşturan Kaleiçi’nde dar sokaklar ve eski ahşap evler tarihi şehir
duvarlarına dayanır. Bergama Kralı 2. Attalos tarafından İsa’dan önce ikinci
yüzyılda kurulan ve antik çağlardaki adı olan Attaleia’yı da bu kralın adından
alan Antalya tarih boyunca sürekli bir yerleşim bölgesi olmuştur. Osmanlı
hakimiyetinden önce şehir sırası ile Roma, Bizans ve Selçuk egemenliğinde
kalmıştır. 13. yüzyılda Selçuklu sultanı Alaeddin Keykubat tarafından inşa
edilmiş olan Yivli Minareli  Cami Antalya’nın sembolü haline gelmiştir.
Kaleiçi’nde yer alan aynı döneme ait Karatay Medresesi Selçuk taş işçiliğinin
kent’deki en güzel örneğini sergiler. Şehrin en önemli iki camisi 16. yüzyıldan
kalma Murat Paşa Camisi ve 18. yüzyıldan kalma Tekeli Mehmet Paşa Camisi’dir.
Marinanın yanında 19. yüzyılda, kesme taştan, doğal bir pınarın üzerine dört
sütun üzerinde inşa edilmiş olan İskele Camisi yer alır. Hıdırlık Kulesi
Milat’dan sonra ikinci  yüzyılda muhtemelen deniz feneri olarak inşa edilmiştir.
Kesik Minareli Cami Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlı dönemlerini yaşamış, şehrin
tarihinin bir özeti konumundadır. İmparator Hadrianus Milat’dan sonra 130
yılında Antalya’yı ziyaret ettiğinde onun şerefine şehir duvarlarına üç kemerli
bir kapı inşa edilmiştir. Hadrianus Kapısı bugün bütün güzelliği ile hala
görülebilir durumdadır. Kale kapısı meydanı’nda saat kulesi de eski şehrin
surlarının bir parçası idi. Birbirinden güzel çeşitli sub-tropikal bitkilerin
süslediği Atatürk ve Karaalioğlu Parkları’ndan günün her saatinde değişen renk
tonlarıyla Antalya Körfezi ile bütünleşen Bey Dağları’nın tablo gibi manzarasına
doyum olmaz. 

Antalya Kale içi Marina ve eğlence
merkezi yurdumuzun en güzel marinalarındandır. Hediyelik eşya dükkanları, kafe,
bar, disko ve restorantları yat hizmetleri ile Turban Kaleiçi Marina her
turistin gereksinimini sağlayabilecek boyuttadır. Sabah yelken açanlar öğleden
sonra Antalya Setur Marina’nın sakin ortamında dinlenebilirler. Geceleri
aydınlatılan eski şehir surları kente tarihi kimlik kazandırır. Paleolitik
(Yontma Taş Devri) çağdan Osmanlı dönemine uzanan eserlerin sergilendiği
Arkeoloji Müzesi yörenin zengin tarihini yansıtır. Atatürk Müzesi’nde
Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk’ün kullandığı kişisel eşyalar 
sergilenmektedir. Sonbaharda yapılan Antalya, Altın Portakal Film Festivali hem
katılanları hem de izleyenleri cezbetmektedir. Aspendos’daki antik tiyatroda
yılın belirli günlerinde bazı tiyatro eserleri ve klasik müzik konserleri
sahnelenmektedir. Antalya civarındaki bölge hayranlık uyandırıcı tarihi
kalıntıların yanı sıra şaşırtıcı doğal güzellikler sergiler. Antalya’nın 14 km.
kuzeydoğusunda yer alan Yukarı Düden Şelalesi’nin muhteşem güzelliğini görüp ve
akan şelalenin hemen arkasında yer alan mağarada yürüyebilirsiniz. Lara Plajı
yolunda yer alan Aşağı Düden Şelalesi gözleriniz önünde 40 metre yükseklikten
denize dökülür. Şelalenin görünümü denizden daha da güzeldir. Antalya’dan 18 km.
mesafede yer alan Kurşunlu Şelalesi ve Nilüfer Gölü olağanüstü güzellikler
sergilerler. Geniş kumsala sahip olan Lara Plajı kentin 12 km. doğusunda yer
alır. Batıda yer alan ve Antalya’ya daha yakın olan çakıl taşlı Konyaaltı Plajı
nefes kesici Bey Dağları’nın silsilesi ile bir başka güzelleşir. Biraz ötede   
Olimpos, Bey Dağları Milli Parkı ve Topçam Plajı gözler önüne kusursuz
manzaralar sergilemektedir. Doğal güzellikler arasında dolaşmak isteyenler için
parkın kuzey ucunda kamp alanları yer almaktadır. Bölgenin kuşbakışı görüntüsü
Tünektepe’den gözler önüne serilmektedir. Antalya’dan 50 km. uzakta Bakırlı
Dağı’nın kuzey eteklerinde yer alan  Saklıkent 1750-1900 m. yükseklikte ideal
bir kış sporları merkezidir. Mart ve Nisan aylarında, sabah kayak yapabilir,
öğle yemeğinde Antalya’da lezzetli taze balık yiyebilir ve öğleden sonra
güneşlenebilir, yüzebilir ya da su kayağı yapabilirsiniz. Antalya’nın
kuzeyindeki Düzlerçamı Parkı’nda doğal yaşam (geyik ve dağ keçileri) koruma
altındadır. Düzlerçamlığı’nın yakınlarında yer alan 115 m. derinliğindeki Güver
Kanyonu’nun görünümü nefes kesicidir. Çam Dağı’nın doğu yüzünde, Antalya’dan 30
km. mesafede, tarihi Paleolitik (Yontma Taş Devri) Çağ’a kadar uzanan Karain
Mağarası Türkiye’deki en eski yerleşim merkezidir. Sabah güneşiyle aydınlanan
tek giriş birbiriyle bağlantılı üç bölmeye açılmaktadır. Her ne kadar
buluntulardan bazıları girişte yer alan ufak müzede sergilense de eserlerin
büyük çoğunluğu Antalya müzesinde sergilenmektedir. Antalya’nın kuzeybatısında
Güllük Dağı Milli Parkı’nda yer alan Termessos antik kentinin sit alanı, Güllük
Dağı’nın batı yamacında, 1050 m. yükseklikteki platoda yer alır. Bu kentin
anıtsal eserlerini keşfederken   çevrenizi el değmemiş bir doğa çevreler. Park
girişinde bir doğal yaşam müzesi bulunmaktadır. Deniz seviyesinden birdenbire
dimdik yükselen dağlar, Konyaaltı Plajı’ndan Kırlangıç Yarımadası’na kadar
uzanan bölgede Olimpos, Bey Dağları Milli Parkı ile koruma altındadır. Bu
bölgenin, antik Likya Yarımadası’nın tarihi Beldibi’ndeki yerleşim mağarası ile
Paleolitik çağa kadar uzanır. Antalya’dan Kemer’e giden 42 km. lik yol dağlar
arasından geçer. 

Çevresindeki güzellik ile
kaynaşabilmesi için özenle planlanmış olan Kemer şahane bir tatil için ideal bir
yerdir. Tam donanımlı Kemer   marinası yatçıların ilçenin güneyindeki mükemmel
koyları ve kumsalları keşfedebilmeleri için hazırlıklıdır. Alış veriş sevenlere
her türlü hediyelik eşyayı sunmaya hazır sayısız butik Kemer çarşısında
bulunmaktadır. Marinanın kuzeyinde yer alan Akdeniz Kordon Promenadından
basamaklarla denize inilir.

Yörük Parkı’nda geleneksel
sanatlarla uğraşan sanatçılar ve yörük çadırları izlenebilir; Kemer koyunda çam
ağaçları ardına gizlenmiş günü birlik dinlence tesisleri sizleri beklemektedir.
Nisan ayı renkli Kemer Karnavalı’nın yapıldığı aydır. Bahar mevsiminde de Kemer
ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin limanı Girne arasında yat yarışları
düzenlenmektedir. Kemer’in kuzeyindeki Kızıl Tepe, Göynük (Mavi Bayrak) ve
Beldibi (Mavi Bayrak) güneyindeki Kiriş, Çam yuva ve Tekirova (Mavi Bayrak) ünlü
tatil merkezleridir. Doğaya saygılı ve çevreye duyarlı olan tatil köylerinin
tümü ormanlarla bütünleşmiştir. Kemer’in 15 km. güneyinde yer alan Tahtalı
Dağı’nın (Likya’nın Olimpos Dağı) eteklerinde yer alan Antik Phaselis’in üç
limanı bir zamanlar önemli bir ticaret merkeziydi. Su kemerlerinin, agoraların,
hamamların, tiyatronun, Hadrianus Kapısı’nın ve Akropolis’in kalıntıları şehrin
tarih içindeki önemini gözler önüne sermektedir. Girişte yer alan küçük müze
ayrıntılı bilgi vermektedir. Güney limandan Tahtalı Dağı ve çevresinin görünümü
muhteşemdir. Phaselis’in rüzgarlara kapalı sakin koyları kusursuz bir dinlenme
ortamı oluşturur.Antik Olimpos kenti Tahtalı Dağı’nın güneyinde yer alır. Kara
yada deniz yoluyla ulaşılabilen Olimpos Vadisi’ni defne ağaçları ve zakkumlar
gölgeler. Antik devirlerden günümüze kadar gelmeyi mabed kapısı tiyatro, hamam
ve agora gelmeyi başarmıştır; kent surları ve körfezdeki kuleler Orta Çağ’lara
aittir. Olimpos’un kuzeyinde yer alan Çıralı Plajı’nın yamaçlarında yaklaşık 300
m. yükseklikte, Yanartaş yer alır. Mitolojiye göre Likya’lı Kahraman Bellerophon
kanatlı atı Pegasos’un sırtında ağzından ateş püskürten canavar Kimera ile
savaşmış ve onu burada öldürmüştür. Yöresel inanışa göre canavarın ağzından  
çıkan ateş bugün hala yanmaktadır. Kutsal alan olarak yorumlanmış olan bu yörede
Romalılar ve Bizanslılardan kalma yapılar bulunur. Burada yeryüzüne çıkan doğal
gaz, havanın oksijeniyle birleşerek, antik devirlerden beri yanmaktadır.
Olimpos’un güneyinde, berrak denizi ve kumlu plajları ile Çavuş Körfezi yer
alır. Burada sakin denizde huzur içinde yüzebilir yada kuzey sahilindeki deniz
mağaralarını keşfe çıkabilirsiniz. 

Olimpos’un batısında, turunçgil
ağaçları ve bahçeleriyle kuşatılmış Finike Körfezi bulunur. Doğusunda kumlu
sahili uzanan Finike, batıda kayalık koylarla çevrilidir. Eski bir Likya şehri
olan Liymra deniz kıyısından 10 km. içerdedir. Turuçova üzerinden gidilmektedir.
M.Ö. dördüncü yüzyıla ait Akropolis’deki Perikles Anıtı antik sanatın eşsiz
örneklerindendir. Şehir surları Likya mezarları ve Roma tiyatrosu da görülmeye
değer eserler arasındadır. Turunçova’dan sonra 20 km.lik harikulade güzel
panoromik dağ yoluyla Kızlar Sivrisi Dağı’nın batı yamaçlarındaki setlerde yer
alan Likya’nın ünlü antik kenti olan Arikanda yer alır. Ülkemizin en güzel
vadilerinden birine bakan Arikanda’nın harabeleri arasında agora, tiyatro,
stadyum, su sistemi, hamam ve her yana dağılmış mezarlar sayılabilir. Finike’nin
25 km. batısında yer alan kale eski adı ile Myra çok iyi korunmuş Roma devri
tiyatrosunun yanı sıra bu tiyatroyu tepeden seyreden kaya mezarları ile tanınır.
Aziz Nikolas (Noel Baba) dördüncü yüzyılda bu Akdeniz şehrinde din görevlisiydi.
Çocukların, denizcilerin ve yardıma muhtaç insanların koruyucusu olan Noel Baba
M.S. 342 yılında burada öldü. M.S. dördüncü yüzyılda Anadolu’daki hümanist
prensip ve fikirlerin oluşmasında önder olmuş ve daha sonraki yüzyıllarda batıda
fikirleri giderek yayılarak saygınlaşan ve batı hümanizmine de katkıda bulunan
Anadolu’lu sempatik Noel Baba bugün 20. yüzyılın dünyada en sevilen iyilik
sembollerinden birisidir. Beşinci yüzyılda Noel Baba’nın lahidininde içinde
bulunduğu onun adına Myra’da bir bazilika yapılır. M.S. 1042 de Bizans
İmparatoru Konstantin Monomakos ve İmparatoriçe Zoe tarafından restore
edilmiştir. 19. yüzyılda da Ruslar tarafından restore   ettirilen yapı bugün
Noel Baba Müzesi olarak düzenlenmiş olup ziyarete açıktır. Her yıl aralık
ayındaki Noel Babayı anma törenleri için ve ;Güneşli Noel Tatili;ni bu antik
Likya şehrinin sıcak kumsallarında geçirmek isteyen bir çok turist buraya
gelmektedir.Myra’nın antik limanı olan Andriake (Dalyanağzı) Kale’nin batısında
olup güneşlenmek ve yüzmek için güzel bir kumsala sahiptir.Dalyanağzı’nda deniz
yoluyla yarım saatlik mesafede yer alan Kekova bölgesi, aynı zamanda yörede yer
alan, antik şehir ve koyların genel ismidir. Kekova   bölgesinin bu koyları her
mevsimde doğal liman görevi üstlendiği için yatçılar el değmemiş bu sahilleri
keşfetmekten ayrı bir zevk alırlar. Kekova Adası’nın kuzey sahili boyunca, antik
Apollonia kentinin M.Ö. dördüncü yüzyıla ait yazlık yalıları, batık kent
görünümünde yer yer su içinde görülebilir. Tarih içinde yörede oluşan tektonik
olaylar bazı yalıların deniz seviyesinin altında kalmasına yol açmıştır. Kaleköy
Kalesi (Simena) bu berrak sularda gezinen yatların, sayısız koyların ve adaların
kuşbakışı seyredilebileceği en iyi yerdir. 

Kekova’dan batıya doğru
gidildiğinde üç tarafı dağlarla çevrili sevimli Kaş ilçesine ulaşılır. Burada
yerel balıkçılar işlettikleri deniz taksileriyle sizi güzel bir koya ya da
kumsala götürmeye hazırdır. Kaş civarındaki serin sularda yüzüp dalmanın zevki
başkadır.Kaş’ın eski adı olan Antiphellos’dan günümüze sadece Likya kaya
mezarları, anıt mezarlar ve tiyatrosu kalmıştır. Yine de, Kaş çekiciliğinden
hiçbir şey yitirmemiştir ve Türk el sanatları, deri eşyalar, bakır ve gümüş
takılar, giysiler ve el dokuma halıların satıldığı dükkanların arasında dolaşmak
ayrı bir zevktir.Alışverişten sonra ister çiçeklerle bezeli sahilde gezinin,
ister bir palmiyenin gölgesinde serinleyin. Kaş’ın restoranları, barları ve caz
kulüpleri dolu dolu bir gece yaşamı sunar. Türk mutfağından örneklerin
sergilendiği açık büfe ilçeye özgü bir gelenektir. İlçeyi kuşatan dağlarda
yapılacak çok şeyler olduğunu kanıtlar gibidir. Ağaçlık tepelerde yürüyüşlere
çıkarak köşelere gizlenmiş köyleri ve antik harabeleri keşfedebilirsiniz.
Kendisini dinç hissedenler bölgenin en yüksek noktası olan Kızlar Sivrisi
Dağı’na (3086 m.) ya da ikinci yüksek noktası olan Akdağ’a (3030 m.) tırmanmayı
deneyebilirler. Kalkan yolunda, Kaputaş Plajı turkuaz denizi ile unutulmayacak
güzellikte bir   kumsal sunar.Batıya doğru yapılan kısa bir yolculuk ile şirin
bir koyun etrafına yerleşmiş olan Kalkan’a ulaşır. Geleneksel beyaz renkli
evleri, kepenkleri ve çiçek fışkıran balkonları ile Kalkan alabildiğine huzurlu
bir beldedir. Hediyelik eşya dükkanlarının sıralandığı dar sokaklar marina da
son bulur. Her sabah tekneler turistleri yakınlardaki koylara ya da kumsallara
götürür. Günbatımında çatı teraslarda yemekten önce bir aperatif için bir araya
gelmek, yatların geliş gidişini, marinadaki telaşlı faaliyeti izlemek bir
gelenek gibidir. Burada da, Kaş’da olduğu gibi, her akşam sahil boyunca açık
büfelerin yer aldığı restoranlar sıralanır. Antik Likya’nın önemli bir limanı
olan Patara virajlı bir yolun sonundadır. Mitolojiye göre Güzel Sanatlar Tanrısı
Apollo, Patara’da doğmuştur. Tarihsel belgeler bu bölgenin Aziz Nikolas’ın da
(Noel Baba) doğum yeri olduğunu ortaya koymaktadır. Arkeolojik eserler sayısız
ve ilginçtir. Patara aynı zamanda kumsal severler içinde idealdir. 22 km.
uzunluğundaki ince kumsalı göz alabildiğince uzanır ve her türden kum sporu için
uygun bir mekan sağlar.

Antik Likya’nın başkenti olan
Xanthos, Patara’nın 18 km. kuzeyindeki Kınık ilçesindedir. Harpi mezarı, Nereid
Anıtı, tiyatrosu, agorası ve yazıtlı sütunu ile Xanthos Likya, Roma ve Bizans
dönemlerinden seçkin mimari örnekler sergiler. 6 km. ilerideki kutsal Likya
şehri Letoon’da mitolojinin üç gözde tanrısı ve Anadolu’nun kutsal ailesi olan
Leto, Apollo ve Artemis’e atfedilmiş üç mabet ve tiyatro görülebilir.Antalya’nın
doğusunda geniş verimli ovalar altın gibi parıldayan kumsallara paralel gider.
Modern tatil beldeleri ve iyi korunmuş tarihi eserler çok sayıda seçenek
sağlarlar.Antik Pamfilya Bölgesi’nin önemli bir şehri olan Perge Antalya’dan 18
km. uzaklıktadır ve yapılan kazılardanErken Tunç Çağı’nda (İO 4-3 bin) iskan
edildiği kanıtlanmıştır. Perge’deki arkeolojik buluntuların çoğu Roma
İmparatorluk Çağına aittir. Antalya Müzesi’nde sergilenen heykeltıraşlık
eserleri Perge’de ileri düzeyde bir heykeltıraşlık atelyesinin varlığına işaret
etmektedir. Sergilenen Perge  Heykelleri ile Antalya Müzesi dünyanın en zengin
Roma Dönemi heykel koleksiyonuna sahip müzelerden biri haline gelmiştir.Perge’ye
giden ziyaretçiler iki yüksek kule ile şehir kapısını, bir zamanlar
mozaiklerle   kaplı olan ve dükkanların çevrelediği sütunlu uzun yolu, geniş
agorayı ve halk hamamlarını görmeden edemezler. 

Hem yüzmeyi hem güneşlenmeyi hem
de golf sporunu sevenler için Antalya’nın 40   km. uzağındaki modern tatil
merkezi Belek kusursuz olanaklar sağlar. Belek’deki National Golf Club su
sporları, 18 delikli profesyonel golf sahası  ve 9 delikli akademik sahası ile
tatilcilere spor imkanı sağlamaktadır. Ziyaretçiler bölgede Türk mutfağının en
güzel menülerini tadabilir. Akşamları açık hava diskoteklerinde
eğlenebilirler.Aspendos’a giden yolun kenarında Köprü Irmağı üzerinde iyi
korunmuş tarihi bir Selçuklu köprüsü görülür. Antik devirlerden kalma en iyi
korunmuş tiyatro olan Aspendos tiyatrosu 15.000 kişilik kapasitesi ile bölgenin
en iyi korunmuş antik tiyatrosudur. Bugün hala çeşitli konser, bale, opera ve
tiyatro gösterileri için kullanılmakta olan tiyatronun koridorları, sahne
süslemeleri ve akustiği mimarın ustalığını kanıtlamaktadır. Tiyatronun yakınında
bazilika, agora ve  Anadolu’nun en uzun su kemerlerinin kalıntıları yer
almaktadır.Antalya Alanya karayolundan, Beşkonak yoluna sapıldığında, Köprülü
Kanyon Milli Parkı’na giden yola girilir. Virajlı yol dağdaki dereler ve
yemyeşil el değmemiş ormanlar arasında ilerler. Bir sonraki virajdaki manzara
her zaman için bir öncekinden daha güzel olduğu için araba yolculuğu bile
yavaş   olacaktır. Antalya’nın 92 km. ötesindeki park doğal güzellikler
ortasında zengin bir bitki örtüsüne sahip bir vadide yer alır. Kanyon, Köprü
Irmağı boyunca 14 km. uzanır ve bazı yerlerde 400 m. derinliğe ulaşır. Dinlenme
yerlerinde balık lokantaları hizmete hazırdır. Roma devrinden kalma Köprü Irmağı
üzerindeki kanyonda yer alan Oluk Köprüsü ve Kocadere Deresi üzerindeki Büğrüm
Köprüsü antik dönemlerin mühendislik harikalarıdır. Bu parktan iki ayrı yere
gidilebilir; Selge antik kentine veya Dedegöl Dağları’na bu silsile en yüksek
dağ olan Dedegöl Dağı 2992 m. yüksekliğe ulaşır.Köprülü Kanyon Milli Parkı’nın
kuzeydoğusunda yer alan antik Pisidya Bölgesi’nin önemli bir kentine
Altınkaya’ya (Selge) zikzaklı bir dağ yolu ile ulaşılır. 950 m. yükseklikteki bu
kentten geriye şehir duvarları, kuleler, sarnıç, Zeus için yapılmış bir mabed,
agora, stadyum, tiyatro, Jimnazyum ve nekropolis kalmıştır. 

Manavgat Şelaleleri yüksek
olmamalarına karşın kayalıklardan tüm gücüyle akan su   bembeyaz köpükler saçar.
Şelalalerin yakınlarında gölgelere sığınmış çay bahçeleri ve restorantlar burayı
tüm günün yorgunluğundan sonra dinlenmek için ideal bir yer konumuna getirir. Bu
güzel yöreyi daha iyi görebilmek için Manavgat Nehri boyunca eğlenceli bir tekne
gezisi yapmakta mümkündür.

Ülkemizin en çok bilinen antik
yörelerden biride Side’dir. Eski bir Liman olan   Side’nin ismi nar anlamına
gelmekteydi. Bugün güzel bir sahil kasabası olan Side’de antik kalıntılar, güzel
iklim, kumlu plajlar, birçok alışveriş merkezi ve modern konaklama tesisi buraya
turist akımını sağlayan başlıca nedenlerdendir. Deniz manzaralı sayısız
restorant, kafe, bar ve diskoteğin yanısıra dar sokaklar boyunca uzanan ve Türk
el sanatlarından örnekler satılan çarşılar bulunmaktadır. Sütunlu kemerler
üzerine inşa edilmiş olan tiyatro yöredekiler arasında en büyük olanıdır. Diğer
kalıntılar arasında agora, jimnazyum deniz kıyısındaki Apollo Tapınağı, çeşmeler
ve nekropolis sayılabilir. Şimdi müze olan geniş Roma hamamı Türkiye’nin en
güzel arkeolojik kolleksiyonlarından birine sahiptir.Side’nin doğusunda yer alan
Sorgun ve Titreyen Göl çam ağaçları arasında kalmış kumsalları ile ünlü tatil
merkezleridir. Rahatlatıcı atmosferi sayısız konaklama tesisi ve aktiviteleri
ile önemli bir yöredir. Side’nin batısında bulunan Kumköy ve Çolaklı’da önemli
tarih beldeleridir.Bu beldeler hem deniz ve güneş imkanı sunar hem de tarihi
mekanlara yakındır. Side’nin 15 km. kuzeydoğusunda yer alan Bucakşıhlar’da iyi
bir durumda korunmuş Roma hamamı, kilisesi, tapınağı bir mozolesi, tiyatrosu ve
angorası vardır. Türkiye’de en çok ilgi çeken ve bilinen mağaralardan birisi
Altınbeşik Mağarası Milli Parkı’dır. Burası Aydınkent’in 12 km. güneydoğusunda
ve Manavgat’ın 55 km. kuzeyinde yer almaktadır. Göller ve enteresan kaya  
formasyonlarıyla travertenler ve dereler bu bölgeyi daha da güzelleştirmektedir.
Altınbeşik Mağarası Manavgat Nehri Vadisi’nin batısına düşmekte olup otantik
Ürünlü Köyü’nden ulaşılabilir. Bölgede seyahat edenlerin mutlaka görmeleri
gereken yerlerden birisidir.13. yüzyıldan kalma bir kervansaray olan Alarahan
Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat zamanında Alarahan Irmağı’nın kıyısında inşa
ettirilmiştir. Yakınlardan bir tepenin üzerinde yer alan Alara Kalesi tüm
bölgeye hakimdir.

Alanya, geniş plajları, turistik
tesisleri ve tarihi eserleriyle önemli bir tatil kentidir. Gelenleri ilk
karşılayan Alanya Yarımadası’nın üzerinde bir taç gibi kurulmuş olan ve 13.
yüzyıldan kalma şahane Selçuklu Kalesi olur. Çifte duvarlı ve iyi korunmuş
kalenin duvarlarını 150 kule kuşatır. Dış duvarlarda bir caminin yıkıntıları bir
kervansaray ve bir kapalı çarşı iç duvarlar içinde de harap olmuş bir sarnıç ve
bir Bizans kilisesi yer alır. Her ne kadar Alanya’nın tarihi Roma dönemine kadar
gitsede Alanya en görkemli dönemini Alaeddin Keykubat kışlık konaklama yerini ve
donanma üssünü buraya taşıyınca yaşamıştır. Binalar şehrin Selçuklular döneminde
taşıdığı önemi sergilemektedir. Etkileyici kalenin yanı sıra eşi benzeri olmayan
tersanesi ve anıtsal güzellikteki sekizgen Kızıl Kule’nin görülmesi
gerekir.Alanya modern otel ve motellerin sayısız balık lokantaları, kafe ve
barlarıyla   mükemmel bir tatil merkezidir.Limanı çevreleyen kafeler ve barlar
akşam saatlerinde liman yolu boyunca el sanatları, deri, giysi, mücevherat, el
çantaları ve yöreye özgü ilginç renklere bezeli su kabaklarının satıldığı
butikler yer alır. Ağustos ayında yapılan Alanya Uluslararası Folklor
Festivali’de şehre ayrı bir canlılık kazandırır.Eğer mağaraları keşfetmekten
hoşlanıyorsanız Damlataş Mağarası’nı gezmeniz gerekir. Mağara yakınında
Etnografya Müzesi yer almaktadır. Tekneyle üç deniz mağarasına ulaşabilirsiniz:
fosforlu kayalarıyla Fosforlu Mağara, korsanların kadın esirleri tuttukları
Kızlar Mağarası ve Aşıklar Mağarası.Alanya’nın 15 km. doğusunda yer alan Dim
Çayı Vadisi gölgelerin serinliğinde  dinlenmek içim ideal bir yerdir.Alanya’nın
yaklaşık 25 km. batısında yer alan Avsallar kumsalları ile güzel bir tatil
merkezidir. Alanya’dan doğuya, Gazipaşa’ya doğru gidecek olursanız karşınıza
mükemmel kumsallar çıkacaktır. Tarihi bir liman olan Alanya’nın 30 km.
doğusundaki Aytap: Roma kalıntıları korunmuş plaj ve koyları önemli bir gezi
noktasıdır.