Eylül 22, 2006

MALATYA Tarihçesi

Yazı kategorisi: MALATYA 16:40 pm tarafından imemleket

Malatya

Tarihi :

Coğrafi konum
itibariyle tabii yol üzerinde bulunan Malatya ön tarihinin Paleolitik çağa
kadar indiği, ansır (Buzluk) ve İnderesi mevkiinde bulunan mağaralardan
anlaşılmaktadır.

    
1979 yılında başlayan Karakaya Baraj Gölü kurtarma kazıları kapsamındaki İzollu
mevkii Cafer Höyük’te yapılan kazılarda , o yöre insanının paleolitik
mağaralardan çıkıp ilk defa ovada tarım ve hayvancılıkla uğraştıkları ve
yerleşik köy hayatına başladıkları anlaşılmıştır. Cafer Höyük kazılarıyla,
Malatya ve çevresinin M.Ö. 7000 yılında iskana başlandığı anlaşılmıştır.

    
1979 – 1986 yılları arasında kazıları sürdürülen Pirot – Caferhöyük çalışmaları
sonucu dünyanın ilk heykel örneği sayılan, beyaz kireç taşından yapılmış küçük
figüranlar M.Ö. 7000 yılına tarihlenmektedir. Kazı sonrası gün ışığına
çıkarılan bu eserlerin bir kısmı halen Malatya Müzesi’nde sergilenmektedir.
Tarih kronolojisini takip ettiğimizde, yörenin ana seramiği tek renk olup,
ateşte az pişirilmiş koyu astarlıdır. Bu seramik yanında ithal malı Halaf tipi
seramik örneklerinin Hekimhan, Kuyuluk, Hinso ve Arguvan-Karahöyük’te; Hassuna
boyalı seramik örneklerine Aslantepe, Değirmentepe, İsahöyük ve Fırıncıhöyük’te
rastlanmaktadır. Aslantepe ve Değirmentepe kazıları, bölgedeki yerleşimin M.Ö.
5000-3000 yılları arasında Kalkolitik çağda devam ettiğini göstermektedir.

    
Değirmentepe ve Aslantepe’de çok sayıda taştan ve pişmiş topraktan damga
mühürleri ile pişmemiş toprak mühür baskıları bu yörelerin önemli bir ticaret
merkezi olduğunu belgelemektedir. Anadolu ile olduğu gibi, Kuzey Mezepotamya ve
Suriye ile de Fırat Nehri yoluyla ticaret bu dönemde yapılmıştır.

    
M.Ö. 3000 yılında Malatya yöresinde seramik genellikle elle yapılmış, hamuruna
ince kum karıştırılmış siyah astarlıdır. Bu seramik örneklerine; Aslantepe,
Hasırcı, Fırıncıhöyük, Karahöyük, İsahöyük, Morhamam, Kösehöyük, İmamoğlu,
Değirmentepe, Köşgerbaba ve Pirothöyük’te rastlanmıştır.

    
Eski Tunç II. Döneminde, M.Ö. 2500 yıllarında başlayan seramik örneklerine
yörede yer yer rastlanılmıştır.

    
Eski Tunç III. Evrelerine ait elle yapılan, ateşle pişirilen seramikler Malatya
bölgesinde çoğunlukla deve tüyü renkli olup, üzerindeki süsler, geniş bantlar
şeklinde desenlerle kaplıdır. Bu örneklere Aslantepe, Değirmentepe, Pirothöyük’te
rastlanmıştır. M.Ö. 3200 yıllarına tarihlenen tapınak, Aslantepe kazılarıyla
1992 yılında gün ışığına çıkarılmış, bölgenin en önemli bir dini ve kültür
merkezi konumunda, Mezepotamya kültürü ile çağdaş ve hatta Anadolu’nun ilk
tapınak örneklerinden olarak tarih ve arkeolojiye ışık tutmaktadır.
 

Hititler Dönemi

    
Hititler’in Anadolu’da M.Ö. 2000 yıllarının başında varlıklarını gösterdikleri
Aslantepe’den çıkarılan bazı seramik örneklerinden anlaşılmaktadır.

    
M.Ö. 1750 yıllarında Kuşşara Kralı Anitta, anadoluyu tek bir yönetim altında
toplayarak siyasi birliği sağlamıştır.Bu dönemde Malatya’nın siyasi birliğe
katıldığı sanılmaktadır.

    
I. Hattusilis, Kuzey Suriye yolunu emniyet altına almış, yerine geçen oğlu I.
Mursilis ise Anadolu birliğini Halep ve Babil seferlerinden sonra sağlamış.
Malatya’nın, bu krallar döneminde Kuzey Suriye ile Anadolu arasında önemli yol
kavşağında olması sebebiyle Hitit Birliğine girdiği ve bir Hitit Şehri olduğu
kabul edilebilir.

    
I. Mursilis, babası I. Hattuşiliş’in gösterdiği, dış menfaatlerinin güneyde
olduğu fikri üzerine hareket edip, Halep ve Bağdat’ı fethederek, “Büyük Kral”
ünvanını aldığı Akad metinlerinde görülmektedir.

    
Hitit krallarından Ammunas ile Huzziyas’tan biri döneminde M.Ö. 15. Yüzyılda
yer yer görülen isyanlar sonunda Hitit Birliğinin kuzey Suriye’deki
egemenliğini Mittani Krallığının eline geçmiştir. Hitit Kralı Şuppiluliuma,
M.Ö. 1450 yıllarında Fırat nehrini geçerek bölgede yer alan Mittani
egemenliğine son verilmiştir. Böylece Malatya’yı yeniden Hitit İmparatorluğuna
kazandırmıştır. II. Mursilis, Muvatalli ve III. Hattusilis dönemlerinde
Malatya, Hitit Merkezine bağlı kalmıştır.

    
M.Ö. 1116-1096 yılları arasında bir Asur vesikasına göre, Asur Kralı I.
Tiglatplaser Malatya üzerine yürüyerek kral Allumu’yu yemiştir. Şehir halkını
rehin alarak vergiye bağlamıştır.

    
M.Ö. 1200-1000 yılları arasında kavimler göçü sebebiyle Anadolu’da karanlık bir
devir hüküm sürmüştür. Hitit imparatorluğu, bu dönem sonunda tamamen ortadan
kalkmıştır.

    
Hititlerin torunları M.Ö. 1000 yılından sonra varlıklarını şehir devletleri
halinde sürdürmüşlerdir. Malatya, asıl önemini bu devirlerde almıştır. Hitit
devleti, bir takım küçük feodal krallıklardan teşekkül ediyordu. Bu
derebeyliklerden birisi de Fırat nehrinin Malatya civarında yaptığı dirseğin
içinde bulunduğu tahmin edilen Alşe Krallığı idi.

    
Geç Hitit döneminde; Malatya ve çevresinde özellikle İspekçur, Darende, Gürün,
Aslantepe’de Geç Hitit dönemine ait kitabeler ve sitteler bulunmuştur. Heykeller
ve Sitteler Geç Hitit devrinin Malatya’da ne kadar geniş çevreye yayıldığını
göstermektedir.

    
M.Ö. 1000 yıllarında Malatya, Kargamış Krallığına bağlı olarak varlığını
sürdürmüştür. Gürün yakınlarında bulunan bir kitabeye göre “Sasa” adlı bir
kimse Malatya Kralı olarak bilinmektedir. Asur Kralı II. Adad Nirari (M.Ö.
911-891) Kargamış’ı egemenliği altına alarak, Kargamış‘ın Malatya üzerindeki
hakimiyeti son bulmuştur. Asur Kralı III. Salmanassar (M.Ö. 858 – 824) Hilakku
üzerinden Tabal’a burada 24 Tabal kralının takdim ettikleri haracı kabul etmiş
ve dönüşünde Malatya üzerine yürümüş, Malatya Kralı Lalli’yi yenerek ağır vergi
bağlamıştır (M.Ö. 835)

    
Geç Hitit şehir devletlerinden biri olan Malatya’nın tarihini Hitit Hiyeroglif
kitabelerinden, Asur krallıklarının yıllıklarından ve Urartu kitabelerinden
öğrenmekteyiz. Asur vesikalarında Malatya adı; Milid, Melid, Milidia, Meliddu
şeklinde geçmektedir. Urartu kaynaklarında Melitea, Hitit Hiyeroglif
Kitabelerinde ise “Dana başı ve ayağı”, “Şehir ayak dana başı” ideogramları ile
temsil edilmiştir.

    
Urartu krallarından İspuinis (M.Ö. 824-816) ile oğlu Menuas (M.Ö. 816-807)
zamanlarına ait Palu kaya kitabelerinde Milid Kralı Sulumeli’yi mağlup
ettikleri kaydı vardır. Fakat Malatya Kralı’nın bu yeni hakimiyete kolay kolay
itaat etmediği anlaşılıyor. I. Argistis (M.Ö. 789-766) “Tanrı Haldi’nin
sayesinde Hatti memleketlerine karşı sefer ettiğini ve Tuwate’nin oğlunun
memleketini Melitea (Malatya)’yı zaptettiğini anlatmaktadır.” Malatya kralları
az sonra Urartu hakimiyetine karşı yeniden ayaklanmış, III. Sarduri (M.Ö.
765-733) de Melitea Kralı Sahu oğlu Hilaruwata’yı mağlup ederek, şehrini yağma
ettiği anlatılmaktadır.

    
Urartular, M.Ö. 8. Yüzyıl ortalarında Melid ülkesi olan bugünkü Aslantepe ile
ilişki kurmak üzere II. Sarduri (M.Ö. 764-735) Fırat Nehri’ni İzollu (Kömür
Han) mevkiinden geçerek, bölgeyi yöneten Hilaruda’yı yenerek haraca bağladığı
anlaşılmaktadır. Yine aynı bölge adı ile anılan “İzollu” kaya kitabesinden
anlamaktayız. Bu kitabe şu sırada Karakaya Baraj Gölü altında olduğundan,
mülaji alınarak Malatya müzesine taşınmıştır.

    
Urartu egemenliği, Asur kralı III. Tiglat Psaser’in tahta çıkışına kadar devam
etmiştir. Bu kral döneminde Malatya, M.Ö. 733’de yeniden Asur Krallığına haraç
veren beylikler arasına girmiştir. M.Ö. 722 yılında Malatya Kralı Funzianu,
Asur Kralı II. Sargon’a esir düşmüştür. Bu tarihte Asur Kralının Malatya’yı
egemenliği altına aldığı, bir isyan sonunda M.Ö. 713 yılında Malatya Kralı
Tarhunaz’ı esir ettiği anlaşılmaktadır. Kralı halkı ile birlikte Asur’a,
Basra’ya sürgün ettiği, Basra halkından bir kısmını Malatya’ya getirerek
yerleştirdiği bilinmektedir. Malatya’ya Asurlu bir kral atadığını ve emrine 150
savaş arabası, 1500 atlı, 20.000 yaya, 10.000 kalkan ve mızrak taşıyıcıları
verdiğini II. Sargon’un kitabelerinden anlamaktayız. Buraya atanan kralın adı
Mutallum’dur. Bu belgeye göre Malatya şehrinin o günkü nüfus ve büyüklüğü ile
önemi gözler önüne serilmektedir.

    
Asur Kralı Sanherib (M.Ö. 705-681) döneminde Asur egemenliğinde olan Malatya,
Asar Haddon (M.Ö. 681-669) zamanında Asur egemenliğinden çekilmiştir. Bundan
sonra bölgede Med ve Perslerin hakimiyeti görülür.


Malatya Adının Aslı

    
Malatya, kuruluş ve isim itibariyle başlangıçtan zamanımıza kadar büyük bir
değişikliğe uğramadan gelen Anadolu şehirlerinden birisidir. Kültepe
vesikalarında “Melita” şeklinde görülen Malatya’dan Hitit vesikalarında
“Maldia” olarak bahsedilmektedir. Asur İmparatorluk devri vesikalarında ise
Meliddu, Melide, Melid, Milid, Milidia olarak geçmektedir. Urartu kaynaklarında
ise Melitea denilmektedir. Malatya kelimesinin Hititçe “Bal” anlamına gelen
“Melid”den türediği anlaşılmaktadır. Hitit hiyeroglif kitabelerinde Malatya
şehri, bir öküz başı ve ayağı ile ifade edilmektedir.

    
Eski çağ coğrafyacılarından Strabon (M.Ö. 58- M.S. 21) Malatya’yı sürekli
“Melitene” adı ile zikretmiştir. Kesin olarak yerini vermediği geniş bir alan
içerisinde “Kataonia” ile Fırat Nehri arasında Kommagene sınırında Kapadokya
Krallığı’nın (M.Ö. 280-212) on Valiliğinden birisi olarak gösterir. Ona göre
Melitene, Sophane (takriben bugünkü Elazığ ile Fırat Nehri arasındaki bölgeyi
ifade eder) nin karşısında kurulmuş bir eyalet olduğu kadar kentleri bulunmayan
bir bölgenin adıdır. Strabon’a göre bu yöre; zeytin-üzüm ve meyva ağaçlarıyla
bezenmiş, Kapadokya’da bir benzeri bulunmayan tek yerdir.

    
Pline’ye dayanarak Malatya’nın Asur kraliçesi Semiramis tarafından “Meliten”
adıyla kurulduğunu kayıt eder. Bu bilgi, daha sonraki çalışmalarda aynen
doğrulanmıştır.

    
Gelişen Maldia-Melitene (Malatya), Kalkolitik çağdan beri iskan görmüş ve
bugünkü Aslantepede 27 kültür katı bırakmıştır. Buradan 4 km. kuzeyde yer alan
Battalgazi’ye M.S. 79-81 yıllarında Roma kralı Titus zamanında lejyon karargah
olarak taşınmıştır. Yine şehre bu dönemde de Melitene adı verilmiştir. Artık
bundan böyle bir şehir adı olarak bu isim kullanılmaya başlanacaktır. Roma
şehir surları bu dönemde yapılmaya başlamıştır. Burası Roma devrinde,
Hudutlarının korunması, coğrafi konumu ve jeopolitik önemi dikkate alınarak
mühim bir merkez olarak muhafaza edilmekteydi. Bizans döneminde de bu değerini
siyasi iktisadi bakımdan da korumuştur.

    
Bizans-Arap mücadelesi sonucunda şehir, İslam hakimiyetine geçmiştir. (M.S.
659) Bizans kaynaklarında da Melitene şeklinde kullanılan Malatya şehir adı,
Araplar tarafından, kadim şekline yakın bir imla ile “Malatiyye” adıyla
anılmaya başlanacaktır. Araplar, “Sugur El-Cezeriye”nin merkezi haline
getirdikleri bu şehri aynı zamanda bölgenin en büyük ve mamur bir beldesi
yapmışlardır. Abbasilerden Harun Reşit döneminde (M.S. 786-809) “El-Avasım”
adıyla oluşturulan müstakil bir idari bölgenin merkezi olma hüviyetini kazanır.
Böylece Malatya, İstanbul’a kadar uzanan Rum kazalarının hareket üssü olma
özelliğini de taşır. Bu merkezin bir diğer özelliği ise Tarsus, Adana, Maraş
şehirleri gibi Horasan’dan nakledilen Türkler’in önemli bir yerleşim yeri
durumuna gelmiş olmasıdır. Malatya’ya çok eski zamanlardan beri çeşitli
sebeplere bağlı olarak Türk yerleşiminin olduğunu bilmekteyiz. Bu bölgede Türk
varlığı, Arap-Bizans mücadeleleri sırasında ortaya çıkmıştır. Türkler, bu güzel
ve önemli beldenin adını değiştirmeyerek Araplardan aldıkları Malatya şekliyle
günümüze taşımışlardır. 11. Yüzyıl başlarndan itibaren Anadolu bir Türk yurdu
haline gelmeye başlamıştır. Bu bölgede Türk-Bizans mücadelelerinin odaklaştığı
şehirlerden biri olmuştur. 1056-1101 yılları arasında birkaç defa el
değiştirmiştir. 1101 yılında Danişmentli Melik Muhammed Gazi’nin hakimiyetine
geçen Malatya, bir daha kayıp edilmemek üzere Türk Beldesi haline
getirilmiştir. Selçuklular döneminde “Vilayet-i Malatya” olarak anılan şehir,
bir üstünlük ve asalet ifadesi olarak “Daru’r-Rifa” (Saadet, mutluluk yeri)
olarak anılmıştır.

    
Memlüklü devleti kaynaklarında, Dulkadirliler ve diğer Türkmenlerle meskun olan
Malatya ve havalisi için “İklim Al-Ozaria Üzeyir Ülkesi” lakabı kullanılmıştır.

    
Osmanlılar döneminde aynı adla anılan şehirde 1838 yılında Osmanlı ordusu
ikamet ederek kışlamıştır. Yöre insanı Aspuzu bağları olarak bilinen yazlığa
göç etmiş, orada yerleşerek bugünkü şehir oluşmuştur. Malatya, günümüze modern
bir yapılanma ile gelirken asıl tarih çekirdeğini oluşturan battalgazi (Eski
Malatya), bugün turistik bir ilçe olarak varlığını sürdürmektedir. Bu bilgiler
ışığında Malatya, isim olarak fazla bir değişikliğe uğramadan günümüze kadar
gelmiştir.


Medler Dönemi

    
Asurbanipal’ın (M.Ö. 667-631) ölümünden sonra, Asur’un ihtişamlı devri uzun
süre devam etmedi. Bu arada Med’ler, Keyaksar’ın (M.Ö. 625-585) idaresinde
güçlü bir devlet kurmuşlardır. Asur egemenliğinde bulunan “Babil prensliği de
hürriyetine kavuşmak istiyordu. Babil prensliğinin başında bulunan
Nabupolassar, Asur aleyhine Med kralı Keyaksar ile bir anlaşma yapmaştır. Aynı
zamanda Kimmerler’de Med’lerle anlaşarak ittifak halinde harekete geçtiler. Bu
kuvvetler, M.Ö. 612’de büyük bir saldırı ile Asur taprakları, Medlerle
Babilliler arasında paylaşıldı. Anadolu toprakları, Kızılırmak nehrine kadar
Medlerin payına düştü. Batı Anadolu’da bulunan Lidya devleti Medler’in Doğu
Anadolu’da ilerleyişini endişe ile takip ediyorlardı. M.Ö. 590 yılında Malatya
civarında Fırat Nehrini geçen Med ordusu Kızılırmak nehri yakınlarına kadar
olan toprakları ele geçirdi. Med kralı Keyaksar ile Lidya kralı Alyattes’in
orduları M.Ö. 585 yılının 28 Mayıs’ında Kızılırmak Nehri kışısında
karşılaştılar. Savaş esnasında güneş tutulması meydana geldiğinde her iki
taraf, bunu uğursuzluk sayarak savaşa son verdiler. Kızılırmak, iki taraf
arasında sınır olarak kabul edildi. Böylece Malatya bölgesi Medler’in
hakimiyetine geçmiş oldu.

    
Med devleti, askeri güce dayanan despot bir devletti. İstila ettiği bölgelerde
kalıcı bir yönetim sağlayamıyordu. İran’ın güneybatı yaylalarında yaşayan
Perslerin Ahameniş soyundan gelen ll. Kiros, Med yönetiminin içine düştüğü
çelişkilerden yararlanmaya kalkıştı. Med kralı Astiyağ’ın (M.Ö. 584-550)
ordularını bozguna uğrattı. Kısa sürede Kızılırmak Nehrinin doğu kışısına kadar
bütün Anadolu’ya egemen oldu. Böylece Malatya yöreleri de Perslerin eline
geçti.


Persler Dönemi

    
Pers kralı I. Dareios (Daryus), M.Ö. 522-485 ülkesinde düzenli bir yönetim
kurmak amacıyla ülkeyi 127 vilayetten oluşan 23 büyük Satrab’lığa ayırdı.
Malatya bölgesi, merkezi Kayseri (Mazaka) olan Kapadokya büyük satrablığına
bağlandı. Malatya yöresinde Med ve Pers egemenliğini yansıtan anıt eserlere
rastlanmamıştır. Bölge ekonomisinin can damarı olan Mazaka-Malatya arasındaki
yol, bu dönemde önem kazandı. Malatya; İran yaylasını Akdeniz’e bağlayan ulaşım
yolu üzerinde sosyal ve ekonomik ilişkilerin düğümlendiği doğu ile batı
arasında bir kent oldu.

    
Malatya, M.Ö. 4. Yüzyılda Makedonya Kralı İskender’in Anadolu’yu ele
geçirmesinden sonra Perslerin idari sistemine dokunmadı. Bölgeye atadığı
komutanları ile Hellenistik kültürünün Anadolu’ya yayılmasını sağladı. Malatya,
bu dönemde Helen kültürünün etkisinde kalmıştır.

    
İskender’in M.Ö. 4. Yüzyılda Makedonya Kralı İskender’in Anadolu’yu ele
geçirmesinden sonra Perslerin idari sistemine dokunmadı. Bölgeye atadığı
komutanları ile Hellenistik kültürünün Anadolu’ya yayılmasını sağladı. Malatya,
bu dönemde Helen kültürünün etkisinde kalmıştır.

    
İskender’in M.Ö. 323 yılında ölümünden sonra bu büyük İmparatorluk, onun
komutanları ve satrabları arasında bölüşülmeye başlandı. Malatya bölgesine ilk
önce, İskender’in Kapadokya Satrabı Evmenes sahip çıktı. Ancak, Evmenes M.Ö.
315’de komutan Antigonos’a yenildi. İskender’in Babil satrabı Selevkos, uzun
savaşlardan sonra Antigonos’u yenince İran, Irak ve Güney Anadolu toprakları bu
sefer onun egemenliği altına girdi. (M.Ö. 312) Büyük Selökid devletinin
temelleri atılmış oluyordu. Selevkos’un Malatya’yı içerisine alan topraklarda
da egemenlik kurması, ancak rakibi Lizimakhos’u M.Ö. 281’de yenilgiye
uğratmasından sonra gerçekleşmiştir. Selevkosların Malatya’da tahakkümleri bir
yıl sürmüştür. Yöre insanının isyası sonucu Selevkoslar Malatya’yı terketmek
zorunda kaldılar. Aynı zamanda Kapadokya Krallığı bölgede hakimiyeti ele
geçirdi. Güney komşu Selökidlerle iyi geçinmeye çalışan Kapadokya yönetiminin
Malatya bölgesindeki egemenliği daha güçlendi.

    
Kapadokya Krallığı, bir süre sonra “Sofen Presleri” diye anılan ve bugünkü
Harput yöresinde bağımsızlığını ilan eden prenslere boyun eğdi, Malatya
yöresinin yönetimini bırakmak zorunda kaldı. (M.Ö. 212) Böylece bölgedeki
yönetim, tekrar Selevkosların eline geçmiştir. Bu yönetimden memnun olmayan
yöre halkı, kuzeyde bulunan Pontus Kralı Farmekes’in koruması altına
sığınmıştır. (M.Ö. 170) Malatya bölgesi uzun süre Pontus Krallığına bağlı olarak
kalmıştır.

    
Pontus Kralı Mitridates Evpator’un (M.Ö.120-63), Pompeius komutasındaki Roma
ordusuna yenilmesinden sonra bölge, merkezi Kelkit ırmağı kıyısındaki Kabira
olan Roma eyaletinin sınırları içine alındı. (M.Ö. 66)


Roma Dönemi

 

    
Roma ordularının uğrak yeri haline gelen Malatya; kuzeyi güneye, doğruyu batıya
bağlayan bir düğüm noktası üzerinde bulunuyordu. Fırat nehrinin doğu ile batıyı
birbirinden ayırması, buranın önemini daha da artırmıştır. Bu bölgeye Romalılar
iki Legionu (lejyon) yerleştirmişlerdir. Bu lejyonlardan biri Melitene’ye
(Malatya) gönderilerek görevlendirilen lejyon XII. Fulminita’dır. Diğeri ise
Samosata (Samsat-Adıyaman) gönderilen lejyon XVI. Flavia’dır. Roma’nın 30
lejyonundan ikisini Fırat kıyısına yerleştirmesi bölgenin önemini gözler önüne
sermektedir. Melitene’de yerleştirilen 12. Lejyon doğudaki Roma’nın en önemli
askeri bir üssü olmuştur. Bu lejyonlar bölgede asayişi sağlayarak,
Karadeniz’den Zaugma’ya kadar uzanan doğu hudutlarının bekçisi olmuştur.
Romalıların 12 Lejyonu buraya yerleştirmelerinin sebebi; buranın önemli bir yol
kavşağında olması, Fırat’ın burada geçit vermesi, su kaynaklarının ve yiyecek
depolarının bol olmasındandır.
    12. Lejyonun Malatya’da yerleştirilmesi ile Aslantepe’de
bulunan şehrin yeri değiştirildi. Buranın 4. Km. kuzeyine bugün Battalgazi
ilçesi adı verilen yere kuruldu. Şehrin etrafı surlarla çevrildi. Şehir surları
(M.S. 98-117) Traianus döneminde yapılmıştır. Traianus zamanında, Melitene,
Parth’lara karşı önemli bir sınır üssü olmuş, askeri yolların geçtiği bir geçit
noktası haline gelmiştir.

    
Romalılar
döneminde sınır şehri olma özelliğini taşıyan Melitene’ye komşu devletler
tarafından sürekli saldırılmıştır. Savaşlar sebebiyle yıpranan şehir surları,
İmparator Constantius (M.S. 363) zamanında tamir ettirilerek genişletilmiştir.
Bütün Roma ülkesinde olduğu gibi, Melitene’de de huzursuzluk ve isyanlar
artmış, şehir sürekli el değiştirmiştir. Daha sonra Pers Kralı Sapor’u Bizans
İmparatoru Valens yenerek bölgede Roma nüfuzunu yeniden sağlamıştır.

    
Romalılar tarafından askeri bir karargah olarak kullanılan Malatya’da o döneme
ait eserler tahrip olduğundan günümüze ulaşamamıştır. Ulaşabilen kültürel
buluntular ve kalıntılar Malatya müzesinde sergilenmektedir.

    
Theodosius Magnus, (M.S. 379 – 382), 395’te imparatorluğu oğulları arcadius ve
Honorius arasında bölüştürmüş. İmparatorluğunun doğusu Arcadius’a düşmüştür.
Malatya, İmparatorluğun ikiye bölünmesinden sonra Doğu Roma (Bizans)
İmparatorluğu içinde kalmış, bundan sonra da önemini sürdürmüştür.


Bizans Dönemi

    
Doğu Roma yönetiminde uzun yıllar kalan Malatya, yine askeri bir üs olarak
kullanılmıştır. Bu süre içerisinde surlar, yeniden onarılmıştır. Fulminatris
lejyonu adı verilen askeri karargaha Bizanslılar “Likandos” adını vermişlerdir.
Bizans İmparatoru Akilleon (457-474) Malatya’yı İmparatorluğun 12. Temi olarak
adlandırmıştır. 532 yılında imparator Justinyanus zamanında şehir surları
yeniden restore edilerek müstahken hale getirilmiştir. Bunun zamanında şehir
surları yeniden restore edilerek müstahkem hale getirilmiştir. Bunun zamanında
Malatya, bir eyalet merkezi durumundadır. Bizanslılar, Malatya’yı Romalılardan
daha çok geliştirmişlerdir. Şehrin su ihtiyacı, bugün olduğu gibi Derme Suyu
olarak bilinen Gündüzbey su kaynaklarından karşılanmıştır. Yörede Gündüzbey,
Yeşilyurt, Yakınca, Banazı, Bostanbaşı ve Tecde adıyla bilinen yerleşim
merkezlerinin Bizans döneminde kurulduğu sanılmaktadır. Çünkü bahsi geçen
yerlerde Bizanslılardan kalma mozaikli havuz ve ev kalıntılarına rastlanmaktadır.
Bunlardan birisi Tecde’de bulunan Zirai Araştırma İstasyonu meyva fidanlığının
bulunduğu, alanda olduğu tesbit edilmiştir. 1985 yılında sözü edilen yerde
yapılan havuz çalışmaları kazısı sırasında 7 adet altın Bizans sikkesine
rastlanmıştır. Bunlar Malatya Müzesinde sergilenmektedir. Bir diğeri ise Yukarı
Banazı (Konak) köyünün Horata adı verilen suyun yakınında bir üzüm bağının
içindeki kalıntılardır.

    
Öte yandan şehir içinde ve çevresinde bulunan kale kalıntılarından şehrin geniş
bir alana yayıldığı ve Hristiyanlıştırıldığı anlaşılmaktadır. Şehir ve
çevresinde çok sayıda kilise ve manastır yaptırılmış, ancak bu mabetler
İslam-Bizans mücadelesi sırasında tahrib edilmiştir. Müslümanlar tarafından
yaptırılan cami ve mescitler, Hristiyanlarca aynı tarzda hareket edilerek
yıktırılmıştır.

    
Bizanslılar, Malatya’yı Sasani’lere karşı bir hudut şehri olarak
kullanmışlardır. 575 yılının sonbahar mevsiminde Sasanilerle Bizanslılar
arasında büyük bir meydan savaşı olmuş, Sasani imparatoru I. Hüsrev yenilgiyi
hazmedemeyerek intikam amacı ile şehri yakıp yıkmıştır. Uzun süre Bizanslılar
ve Müslüman Araplar arasında el değiştiren Malatya, Avasım şehirlerinin merkezi
durumuna getirilmiştir. Anadolu’da Fırat’ın doğu kısmı müslümanların ilk
istilası sırasında ele geçirilmiştir. Emeviler devrinde de bu fetih
tamamlanarak Anadolu’nun güney bölümü olan Adana, Ceyhan ile Fırat arasındaki
topraklar müslümanların kontrolüne geçmiştir. Adana bölgesinin merkezi Tarsus,
Fırat bölgesinin merkezi Malatya olmak üzere iki hudut valiliği kurulmuştur.

    
Anadolu’nun tamamen Türkleşmesine kadar Malatya, Bizans ve Müslüman Araplar
arasında paylaşılamayan bir merkez konumundadır. VII. Yüzyıldan itibaren
sürekli Arap akıncılarının saldırısına uğramıştır. 1993 yılında Battalgazi
İlçesinde Belediye Hamam inşaatı hafriyatı sırasında ele geçen 7. Mikhael Dukas
(1071-1/78) dönemine tarihlenen altın sikkelerden anlaşıldığı kadarıyla bu
eserler Malatya’da Bizans döneminin sonu olarak karşımıza çıkar.


İslam Dönemi

 

    
Müslüman Araplar, Anadoluya yaptıkları seferlerle Malatya’yı bir kaç defa ele
geçirmişlerdir.İyaz Bin Ganem’in Habib bin Mesleme komutasında Malatya üzerine
gönderdiği Arap ordusu kenti aldı ise de burada fazla kalamadı. Karşı saldırıya
geçen Bizanslılar kenti geri aldılar.

    
Suriye Valisi Muaviye Habib bin Mesleme’yi yeniden Malatya üzerine gönrderdi.
656 yılında kenti alan Mesleme, buraya askeri birlikler yerleştirdikten sonra
yönetimi kendi atadığı bir Valiye bıraktı. Muaviye (661 – 680) bu kente gelerek
bir zaman kaldı ve asker sayısını artırdı. Kenti müslümanlaştırmak gayesiyle
Irak ve Suriye’den Müslüman halkın bir kısmını Malatya’ya getirerek
yerleştirdi. Bizanslılara karşı yapılan yaz seferlerinin üssü durumuna
getirilmiştir.

    
Hz. Ali ile Muaviye taraftarları arasındaki mücadelerer zamanında Müslümanlar,
Anadolu seferlerini ihmal ettiğinden fırsattan yararlanan Bizanslılar Müslüman
halkın ve askerlerin çekilmiş olduğunu görerek Malatya’yı yeniden zabdettiler.
Şehrin kalesini yıkıp, Müslüman halkı kılıçtan geçirdiler.

    
Emeviler döneminde Halife ömer Bin Abdülaziz (717 – 720) kaçmakta olan Darende
halkını Malatya’ya yerleştirdi. Cavana Bin El Haras’ı buraya vali olarak atadı.
740 – 41 yılında Askivaş komutasındaki Bizans ordusu Malatya üzerine yürüdü.
Kuşatma sırasında halk, kent kapılarını kapayarak Halife Hişam Malatya’ya
girdi, şehir onarılıncaya kadar buradan ayrılmadı.

    
Şehre vali olarak atanan Melih İbn-i Sebeb ve yanında seferlerde bulunan
Abdullah el Battal Bizanslıların elinde bulunan Synada şehrini kuşatmışlardır.
İslam orduları Pelezaiumadı verilen yerde ağır bir yenilgiye uğramışlardır. Bu
savaştan üç sene sonra 740 tarihinde Abdullah El Battal, Eskişehir yakınlarında
Akronion önünde yapılan savaşta şehit düşmüştür. Aynı tarihte Malatya’da Bizans
- Arap çatışmalarında Battalgazi’nin silah arkadaşı Abdulvahap’ın da şehit
düştüğü sanılmaktadır.

    
755 tarihinde Bizans imparatoru V. Konstantinos tarafından yakılıp, yıkılan
Malatya, aynı tarihte Salih bin Ali bin Abdullah komutasında saldırıya geçen
İslam ordusu, Vkonstantinos komutasındaki Bizans ordusunu yenerek şehri yeniden
ele geçirmişlerdir. Abbasi Halifesi El Mansur (754 – 775), yeğeni İmam
Abdulvahap bin İbrahim’i Malatya valiliğine atadı. Vali, 757 yılında Hasan bin
Kahtaba komutasındaki kuvveti ile gelerek Malatya’yı yeniden onarttı. Onarımı
tamamlanan Malatya’ya 4.000 kişilik kuvvet bırakarak buradan ayrıldı.

    
Halife Harun El Reşit (786 – 809) döneminde Malatya’ya karşı yapılan bir Bizans
saldırısı püskürtülmüş ve şehir tahkim edilmiştir.

    
Halife El Memnun döneminde (786 – 809) oğlu Abbas Malatya’yı üs durumuna
getirerek Bizanslılar üzerine saldırılar düzenledi. Bizans İmparatoru
Theophilos, 837 yılında Doğanşehir ve Malatya üzerine saldırıya geçerek yöreyi
yakıp, yıktı. 838 yılında Halife El Mutasım’ın (833 – 842), Ebu Said Muhammed
bin Yusuf komutasında Bizanslılara karşı çıkardığı Arap ordusu başarılı
olamadı. Türk Asıllı Afşin ve Arap asıllı Abdullah bin Mervan El Akta
komutasındaki İslam ordusu Malatya halkının da yarımıyla Bizans ordusunu
bozguna uğrattı. Ancak 841 yılında Bizans orduları şehri yeniden ele
geçirdiler. 9. Yüzyılın ortalarına doğru Malatya’nın batı ve kuzey yörelerinde
yerleşmiş bulunan Pavlikiyenler Bizanslılara karşı ayaklandıklarından Malatya
valisi Ömer Bin Abdullah Bin El Akta onları destekledi. 863 yılında anadolu
içlerine bir sefer düzenledi. 3. Michael (842 – 867) Petronas komutasındaki
Bizans ordularınca ağır yenilgiye uğratıldı. Komutan Ömer Bin Abdullah El Akta
bu savaşta şehit düşmüştür.

    
I. Basileios (867 – 886) zamanında Bizans ordusu Darende ve Doğanşehir’i
alarak, buraları yakıp yıktılarsa da Malatya’yı ele geçiremediler. Bizanslılar,
kuşatma sırasında ağır kayıplar verdiler. İmparator esir olmaktan zor kurtuldu.
917 yılında Arap komutanı Munis El Muzaffer Malatya’dan İç Anadolu üzerine bir
sefer düzenledi. Bu seferi 923 yılında Muhammed bin Nasır, yaz ve kış
seferlerinden başarı kazanması üzerine Bizanslılar 926-927 yıllarında Kurkuas
komutasındaki bir ordu ile karşı saldırıya geçtiler ve Malatya yöresini
yağmaladılar. Malatya valisinin oğlu Ebu Hafs ile komutanı Ebul Aşaş’ı
Kurkuas’a yöndererek Bizans egemenliğini kabul etti.

    
Musul Hamdani emiri Nasr üd-Devle El Hasan’ı (929-962) amcası Said üd-Devle
Malatya’ya sefer düzenleyerek şehri Bizanslılardan geri aldı. 934 yılında,
Kurkuas, Malatya’yı yeniden alarak surların tümünü yıktırıp, kenti savunmasız
bıraktı.

    
Bunu izleyen yıllarda Hamdani Sultanı Seyf üd-Devle Ali (945-967) birkaç defa
Malatya’yı istila etti. 961-962 yılında komutanlarından Naca, Bizanslılarla
çarpışarak 18 gün boyunca şehri yağmalayıp, yakıp yıktırdı.

    
Bizans imparatoru ll. Nikephor Focas, (963-969) Güneydoğu Anadolu ve Suriye’yi
ele geçirdikten sonra savunmasız durumdaki Malatya’yı yeniden oturulur duruma
getirmeye çalıştı. Suriye Yakubileri’ne haber salarak Malatya’ya gelip
yerleşmelerini istedi. 970 yılında Yakubilerden büyük bir kısmı Malatya
yöresine yerleşerek, Bizans egemenliği altında hayatlarını sürdürmeye
başladılar. (25)


Selçuklular Dönemi

    
11. yüzyılda Türkler akın akın Anadolu’ya yöneldiler. Malazgirt zaferinden önce
Malatya 1057 yılında Türklerin eline geçti ise de Bizanslılar kenti geri
aldılar. L. İsaakios Comnenos (1057-1059) döneminde Türkler Malatya’yı ele geçirip
halkını tutsak ettiler. Kenti tekrar ele geçiren Konstantinos Ducas
(1059-1067), (1060-61) yıllarında Malatya’nın sur ve hendeklerini yeniden
yaptırdı. Ne var ki kent 1064 ve 1066’da kısa süreli de olsa Türklerin eline
geçmesine engel olamadı. Ancak Kuşatma için gerekli silahları olmayan Türkler,
düzenli Bizans ordularıyla başa çıkamayarak almış oldukları toprakları bırakıp,
geriye çekilme0k zorunda kalıyorlardı.

    
Bu sırada ortodoks Bizanslılarla Gragoryen ermenileri arasındaki anlaşmazlık
devam etmekteydi. Bizanslılar 11. Yüzyılın başlarında Doğu Anadolu’yu istila
ederek, buradaki ermenileri Fırat yöresine sürdürmüşlerdi. Aynı yüzyılda
başlayan Türk akınları yüzünden Ermeniler, güneybatıya doğru inip Malatya,
Maraş ve Urfa bölgesinde toplandılar. Ermeniler kendierine zorla ortodoksluğu
kabul ettirmeye çalışan Bizanslılara düşmandılar. Bu yüzden Anadolu’nun
Türklere karşı korunulmasında bizanslılara yardımcı olamadılar. 1071 yılında
Bizans İmparatoru Romanos Diogenes (1068 – 1071), Türkleri Anadolu’dan atmak
için büyük bir sefer düzenledi. Malazgirtte savaş alanını topluca terk eden
ermeniler, Balkanlarda Bizans ordusuna dahil edilen Uz ve Peçenek Türklerinin
Alparslan saflarına geçmesiyle Bizanslıların büyük bir bozguna uğramalarına
sebep oldular.

    
Bu zaferle Bizanslıların son direnme güçlerini kıran Türkler, hızla Anadolu
içlerine akmaya başladılar. Kendi aralarında başlayan saltanat kavgalarında
Kutalmışoğlu Süleyman Şah kendilerine vilayetler verilmediği için isyan eden
şehzadeler ve başka beylerde kendi boylarıyla Anadolu’da bir yurt tutmaya
çalışıyorlardı. 1072 yılında Alparslan’ın ölümü üzerine oğlu Melikşah (1072 -
1092) tahta geçti. Ama amcası Kavurd onun sultanlığını tanımadı. Kavurd’un
başlattığı ayaklanmayı bastıramayacağını anlayan Melikşah, bu sırada Anadolu’nun
fethiyle uğraşan Artuk Beyi yardıma çağırdı,

    
Artuk Bey, 1073 yılında Anadolu’dan Melikşah’a yardım etmek amacıyla ayrıldı.
Bu arada saltanat iddiasıyla Alparslan’a karşı ayaklanmış olan
Kutalmışoğullarından Süleyman Şah ile kardeşi Mansur Konya’dan İznik’e kadar
olan bölgeyi ele geçirerek 1075 yılında merkezi İznik olmak üzere Anadolu
Selçuklu Devleti’ni kurarak bağımsızlığını ilan etmişti.

    
Akın akın gelen Türk göçlerinin Batı ve Orta Anadolu’da toplanmalarından
yararlanan Ermeniler, doğuda birtakım prenslikler kurdular. Bizanslılar’ın
Malatya-Antakya hattını Türklere karşı korumakla görevlendirdikleri Ermeni
komutanı Filaretos, Malazgirt savaşından sonra kendi hesabına hareket etmeye
başladı. Frank komutanı Raimbaut ve askerleri ile Toroslardaki ermeniler onun
yönetimi altında birleştiler. Böylece güçlenen Filaretos, 1074 yılında Bizans
İmparatoru 7. Michael Ducas’ın Antakya valiliğine atadığı komutan İzak’ı
bozguna uğratmaya muvvafak oldu. Daha sonra Muş, Siirt yörelerinde Bizanslılara
bağlı kalan ermeni prensi Thornig ile çatışmaya girişti. Bu savaşlar sırasında
Raimbaut öldü ise de Thornig’i saf dışı bırakmayı başardı. 1077 yılında Urfa’yı
bizans valisi Leon’un elinden aldığı gibi, Malatya’da yerleşen Ordtodoks Ermeni
Gabriel’i de kendisine bağladı. Selçuklulardan çekinen Filaretos, karısını
Bağdat’a göndererek Melikşah’dan sağladığı bir fermanla Malatya’da hakimiyetini
perçinledi. Fırat boylarında ortaya çıkan Ermeni Vasag’ı da 1079’da öldürten
Filaretos, ardından Antakya’daki Rumları ortadan kaldırdı. Böylece; Malatya,
Maraş Antakya ve Urfa yörelirini içine alan oldukça büyük bir prenslik kurdu.
Bu sırada Anadolu Selçukluları giderek güçlenerek sınırlarını genişletmeye
başlamışlardı. Bu durumdan kaygı duyan Filaretos, Büyük Selçuklu sultanı
Melikşah ile kurmuş olduğu dostluğu devam etmekteydi. Süleyman Şah da, bu
dostluğa karşı 1082 yılında doğu seferine çıkarak Kilikya yöresini kendisine
bağladı. 1085 yılında Antakya seferine çıktığında Danişmendli Beyi Melik
Danişmend Gazi, Malatya üzerine yürüdü, ama kenti alamadı. Filaretos,
Melikşah’ın desteğini almak umuduyla Rey’e gitti. Bu gidişten bir sonuç elde
edemedi ve kısa bir süre sonra Maraş’ta öldü.

    
Süleyman Şah’ın 5 Haziran 1086 yılında Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah’ın
komutanlarından Tutuş tarafından öldürülmesi üzerine oğulları Kılıç Arslan ve
Kulan Arslan’ın esir edilmeleri Anadolu Selçukluları’nı büyük bir sarsıntıya
uğrattı. Süleyman Şah; bu sefere çıkarken yerine komutanlarından Ebu’l Kasım’ı
bırakmıştı. Bu suretle devletin çökmesini engelledi.

    
1092 yılında Melikşah’ın ölümü üzerine İran’dan kaçan I. Kılıç Arslan İznik’e
döndü. Onun yönetiminde Anadolu Selçukluları tekrar kısa sürede toparlandılar.
Melik Danişmend Gazi ise Malatya’yı ele geçirmek için plan yapıyordu. I. Kılıç
Arslan’ın kardeşi Kulan Arslan (Davud) Malatya’yı kuşattığında Melik Danişmend
Gazi’nin de şehirde gözü olmasından dolayı oraya girerek Anadolu Selçukluları
ile Ermeni Gabriel’i uzlaştırdı. Danişmendliler, Malatya üzerine saldırmak için
uygun bir ortam beklerken, I. Kılıç Arslan 1095 yılında Malatya’yı
Danişmendlilerden önce ele geçirmek için kuşatmayı yoğunlaştırdılar. Şehrin
Ermeni ve Süryani halkı teslim olma yanlısı idi. I. Kılıç Arslan, bazı
ayrıcalıklar tanıyacaklarına söz vererek Süryani patriğinin desteğini aldı ise
de Gabriel onu öldürttü. Bunun üzerine, Anadolu Selçukluları kenti savaşla
almaya karar verdiler. Bu sırada, I. Haçlı seferinin başlaması I. Kılıç Arslan’ın
kuşatmadan vazgeçmesine sebep oldu.

    
I. Haçlı seferi sarsıntısı geçtikten sonra, Anadolu Selçukluları ve
Danişmendliler toparlandılar. I. Kılıç Arslan Bizanslılar’la uğraşırken, Melik
Danişmend Gazi 1098 yılında Malatya üzerine yürüdü, şehir surlarının kuvvetli
olması nedeniyle kuşatma uzun sürdü. Danişmendliler şehrin çevre ile
bağlantısını keserek, üç yıl beklediler. Muhasaraya yaz aylarında devam edip,
kışları tekrar Sivas’a dönüyorlardı. Uzun müddet dayanamayacağını anlayan
Gabriel, Antakya Prensi Bohemond’a elçiler göndererek bir anlaşma sonunda,
şehri ve güzelliği ile meşhur olan kızı Morfia’yı kendisine vermeyi teklif
etti. Bunun üzerine Haçlılar hemen harekete geçtiler. Önce bunları sevinçle
karşılayan Malatya’daki Ermeni Halk, Haçlılar’ın yaptıkları yağma ve zulümler
yüzünden, Danişmendlilerden yana olmaya başladı. Melik Danişmed Gazi,
Ermenilerin yardımı ile Haçlılar’ı Malatya önlerinde pusuya düşerek bozguna
uğrattı. Başta ünlü Haçlı Kontu Bhomod ve Richard gibi frank komutanları esir
alındı. (1100)

    
Niksar’da hapsedilen tutsakları kurtarmak için Avrupa’da yeni bir haçlı seferi
düzenlendi. Bunun üzerine, Danişmendliler Malatya’yı kuşatmaktan vazgeçtiler.
Gabriel de Urfa kontu Bautounin’i Malatya’ya çağırarak himayesine girdi. 1101
yılında Anadolu’ya gelen Haçlı ordularını Anadolu Selçuklu ve Danişmendli
kuvvetleri yok ettiler. Melik Danişmend Gazi, yeniden Malatya’yı kuşattı. Şehir
kuşatılınca büyük bir kıtlık başladı. Gabriel ve Rumlar, Süryani ve
Ermenilerden şüphelendikleri için, onlara zulüm ederek ve mallarına el koyarak
bir çoğunu da öldürdüler.

    
Süryani halk Malatya Metropoliti Barsabuni’yi Gabriel’e gönderip, onu barışa
yaklaştırmak istedi. Bunu kendisine karşı bir tertip zanneden Gabriel Bar
Sabuni ile birlikte birçok ileri gelenleri öldürünce, askerler ve halk gazaba
gelerek ihanete mecbur oldular. Şehrin kapılarını Danişmendlilere açarak
askerlerin şehre girmesini sağladılar.

    
Melik Danişment Gazi askerlerin şevkini arttırmak amacıyla, şehrin
zenginliklerinden kendilerine pay verileceğini söyledi. Şehir alınınca
ganimetler dağıtıldı. Bununla beraber kimseye dokunmayarak, halkın evlerine ve
işlerine dönmelerini sağladı. Bundan başka ülkesinden buğday, öküz gibi zirai
ihtiyaç maddeleri getirterek halka dağıttırdı. Zindanlarda bulunan insanları
hürriyetine kavuşturdu. Gabriel ve ailesi, onun zulmüne uğrayan yerli
Hristiyanlar tarafından işkence ile öldürüldü. Malatya, Danişmend Gazi Ahmet
zamanında bir saadet ve bolluk ülkesi oldu. Kılıç Arslan tarafından kuşatılan
ancak, Haçlılar’ın İznik’i kuşatmaları haberi üzerine bırakılan Malatya, artık
Danişmend Gazi’nin fethi ile (18 Eylül 1101) Türk beldesi olmuş, daha sonra da
Selçuklular ve Danişmendliler idaresinde kalmıştır.

    
Anadolu Selçuklu Sultanı I. Kılıç Arslan, öteden beri almak istediği
Malatya’nın Danişmendlilerin eline geçmesini iyi karşılamadı. Melik Danişmend
Gazi, Niksar’da tutuklu Haçlı komutanlarını fidye karşılığında serbest
bırakınca, Anadolu Selçukluları ile Danişmendliler’in arası açıldı. I. Kılıç
Arslan 1103 yılında Danişmendliler üzerine yürüdü. Maraş yöresindeki kavaşta I.
Kılıç Arslan üstün geldi. Melik Danişmend Gazi’nin 1105 yılında ölümünden sonra
Anadolu Selçukluları Malatya’yı kuşattılar. Kenti elinde tutan Melik Danişmend
Gazi’nin oğlu Yağısıyan fazla dayanamayacağını anlayınca kenti Anadolu
Selçukluları’na teslim etti. Büyük Selçuklu Sultanı Mehmet Tapar (1105-1118),
Anadolu Selçuklularının büyük ilerleyişini kaygı ile izliyordu. Musul, iki
devlet arasında savaş çıkmasına sebep oldu. Büyük Selçuklu Sultanı, Musul
valiliğini Çökermiş’in elinden alıp, Çavlı’ya vermişti. Çavlı, Çökermiş’i
öldürünce Musul halkı onun çocuk yaştaki oğlu Zengi’yi vali yaptı. Çavlı
Musul’u kuşattığında kent halkı, Malatya’da bulunan I. Kılıç Arslan’a haber
göndererek yardım istedi. I. Kılıç Arslan, Çavlı’yı Nusaybin’de yendi ve
Musul’a geldi. Kentin valiliğine oğlu Şahinşah’ı, komutanlığına da Bozumuş
Bahadır’ı atadıktan sonra, yeni güçlerle Musul üzerine yürüyen Çavlı’yı
karşılamaya hazırlandı. Savaşta Çavlı üstün geldi. I. Kılıç Arslan da
öldürüldü. (1107) Musul’u alan Çavlı, Selçuklu şehzadesi Şahinşah’ı esir ederek
İran’a götürdü. Bozumuş Bahadır, I. Kılıç Arslan’ın küçük oğlu Tuğrul Arslan’ı
Malatya’ya getirerek Sultan ilan etti.

    
Konya ve yöresinin yönetimini de Hasan bey üstlendi. 1110 yılında İran’dan
kaçan Şahinşah, Konya’ya gelerek tahta çıkıp Selçukluların yeniden
toparlanmasını sağladı.

    
1115 yılında, Büyük Selçuklu Sultanı Mehmet Tapar, Porsuk komutasındaki bir
orduyu Anadolu üzerine gönderdi. Artuklu beyi Necmeddin İl Gazi ve Malatya
Sultanı Tuğrul Arslan ve Atabek’i Belek Porsuk’u yenerek geri çekilmeye
zorladılar.

    
Bu arada Anadolu Selçukluları arasında taht kavgaları başlamıştı. Şahinşah’ın
kardeşi Mesut, kayınbabası Danişmendli Emir Gazi Gümüştekin’in yardımıyla 1116
yılında, Anadolu Selçuklu tahtını ele geçirdi. Bu sırada, Artuklular ile
Malatya Selçukluları, Franklara karşı savaşıyorlardı. Bunu fırsat bilen
Mengücük beyi İshak (1118-1142) Malatya Sultanı Tuğrul Arslan’a ait Harput
havalisine 1118 yılında bir akın yaptı. Bunun üzerine, 1119 yılında Tuğrul
Arslan’ın Atabey’i olarak bu bölgeyi idare eden Belek, Mengücüklü beyliği
üzerine yürüyerek Kemah bölgesini ele geçirdi. Trabzon Rum dükası Konstantin
Gabras’ın yardımını sağlayan Mengücük beyi İshak geri döndüğünde, Tuğrul Arslan
ve Atabeyi Belek, Danişmendli Emir Gazi Gümüştekin ile onlara karşı bir ittifak
yaptılar. Gümüşhane’ye bağlı Şiran havalisinde (1120) yapılan savaşta
Konstantin Gabras ile Mengücük beyi İshak yenilerek esir düştüler. Emir Gazi Gümüştekin
esirleri, Tuğrul Arslan ve Belek’e danışmadan serbest bıraktığından,
Danişmendliler ile Selçuklular’ın arası açıldı.

    
1122 yılında Artuklu Beyi Necmeddin İl Gazi öldü. Yerine oğlu Hüsameddin
Timurtaş geçti ise de ülkenin asıl yönetimi Malatya Sultanı Tuğrul beyin
Atabeyi Belek’in elinde idi. Belek’in gücünden çekinen Danişmendli Emir Gazi
Gümüştekin, Malatya Sultanı Tuğrul Arslan üzerine yürümeyi göze alamıyordu.
Ancak, Belek’in 1124 yılında ölümünden sonra, Danişmendli Emir Gazi Gümüştekin
Anadolu Selçuklu sultanı I. Mesud ile Malatya üzerine yürüdü. Yöre bütünüyle
işgal edildi ise de Malatya teslim olmadı. Gümüştekin oğlu Muhammed’e kuşatmaya
devam etmesini söyleyerek geri döndü. Muhammed, Malatya yakınlarında Samanköy’e
yerleşerek kenti altı ayın üzerinde kuşatma altında tuttu. Malatya’da kıtlık
başgöstermesi üzerine, Tuğrul Arslan Haçlılardan yardım istedi. Bu sırada
Halep’i almaya çalışan Haçlılar, yardımda geç kaldılar. Tuğrul Arslan annesini
de yanına alarak Minşar kalesine çekildi. Malatya’yı, yöreye gelmiş olan
Gümüştekin’e teslim etti. (1124)

    
Anadolu Selçuklu Sultanı I. Mesud, kardeşi Tuğrul Arslan’ı böylece saf dışı
bıraktıktan sonra Malatya’yı Emir Gazi’ye terk etti.

    
Ancak, Ankara, Kastamonu yörelerine hakim olan kardeşi Melik Arap, babasına ait
olan beldenin Danişmendliler’e verilmesine kızdı ya da bunu bahane ederek
topladığı kuvveti ile 1126 yılında I. Mesud’un üzerine yürüdü. Emir Gazi
Gümüştekin, o sırada Artuklular’la uğraştığından, Sultan I. Mesud yenildi.
Bizans İmparatoru II. Yuannis Komnenos’dan yardım alarak geri dönen I. Mesud
kayınbabası Emir Gazi Gümüştekin ile birleşip Melik Arap üzerine yürüyerek onu
yendiler. Böylece Anadolu Selçuklu taht kavgaları sona ermiş oldu.

    
1134 yılında Danişmend Gazi Gümüştekin öldüğünde, tahta büyük oğlu Melik
Muhammed geçti ise de, kardeşleri Ayn Ud Devle ile Yağan onun sultanlığını
tanımadılar. Melik Muhammed 1135 yılında Yağan’ı öldürttü, Ayn Ud Devle
Malatya’ya kaçtı fakat burada tutanamadı. Melik Muhammed, 1143 yılında öldüğünde,
Zunnun, Yunus ve İbrahim adlarındaki oğulları arasında taht kavgaları çıktı. Bu
kavgalara Belik Muhammed’in kardeşleri Yağıbasan ile Ayn Ud Devle de
karıştılar. Daha önce Malatya’dan ayrılmak zorunda kalan oğlu Ayn Ud Devle,
Minsar kalesi beyi Yunus ile birleşerek geri döndü. Kent halkı kendisini
hükümdar olarak tanıdı. I. Mesud ise Zunnun’u destekliyordu. Sultan I. Mesud,
Yağıbasan’ı yendikten sonra 1143’te Malatya’yı kuşattı. Kuşatma, Bizanslılar’ın
saldırıya geçmesi üzerine kaldırıldı. 1144 yılında, şehri ikinci defa kuşatan
I. Mesud, Bizans İmparatoru I. Manuel Komnenos’un saldırması üzerine kenti yine
alamadı.

    
Ayn Ud Devle 1152 yılında ölünce yerine çocuk yaştaki oğlu Zulkarneyn geçti.
Sivas’ta hüküm süren Yağıbasan, Zulkarneyn ile I. Mesud’a karşı ittifak
yaptılar. Selçuklular’ın Sivas’a yürümesi üzerine, bağışlanması için ricada
bulundu. Yağıbasan’ı böylece saf dışı bırakan I. Mesud, Malatya üzerine yürüdü,
direnemeyeceğini anlayan Zulkarney, Selçuklu egemenliğini tanıdı.

    
1155 yılında I. Mesud ölünce, yerine oğlu II. Kılıç Arslan geçti. Sivas Emiri
Yağıbasan, Kayseri Emiri Zunnun ile Malatya Emiri Zulkarneyn, onun sultanlığını
tanımadılar. Selçuklu tahtına, Ankara-Çankırı emiri Şahinşah’ı geçirmek için
ayaklanan ittifak güçlerine yenilen II. Kılıç Arslan, yardım almak umuduyla
Bizanslılara sığında (1162) Bizanslılardan aldığı yardımla geri dönen II. Kılıç
Arslan Artuklu Kara Arslan, Mardin Emiri Necmeddin Alp’i, Dilmaçoğlu beyi
Fahrettin Devlet Şah da ona katıldılar. II. Kılıç Arslan batıdan öbürleri
doğudan saldırıya geçince, Yağıbasan kaçmak zorunda kaldı. (1163) II. Kılıç
Arslan, bundan sonra Malatya’yı ele geçirmeye çalıştı. Malatya Emiri Zulkarneyn
(1162) de ölmüş, yerine oğlu Melik Nesrettin Muhammed geçmişti. Ancak kardeşi
Feridun onu tahttan indirdi. Nasrettin Muhammed de II. Kılıç Arslan’a sığındı.

    
Anadolu Selçukluları bu karışık ortamdan yararlanarak 1171 yılında Malatya’yı
kuşattılar. Fazla direnemeyeceğini anlayan Ferudun kentten ayrılarak, II. Kılıç
Arslan’ın rakibi atabey Nureddin Mahmut’un yanına sığındı. Nureddin Mahmud,
Anadolu Selçuklularına karşı savaşa hazırlandığından, 2. Kılıç arslan
kuşatmadan vazgeçti. Malatya yöresinden 12.000 kişiyi sürgün ederek Kayseri’ye
döndü. Nureddin Mahmut 1174 yılında ölünce, Anadolu Selçuklularının yanında
bulunan Melik Nesreddin Muhammed gizlice Malatya’ya girdi. Kardeşi Feridun’u
öldürdükten sonra kente hakim oldu. (15 Şubat 1175) Öteden beri Malatya’yı
almak isteyen Anadolu Selçukluları

    
1178 yılında kenti kuşatınca Nasreddin Muhammed Harput’a kaçtı ve Malatya
Anadolu Selçuklularının eline geçti.

    
II. Kılıç Arslan (1186) yılında ülkesini, yaşlandığı için sağlığında onbir oğlu
arasında paylaştırdı. Malatya, Muizeddin Kayserşah’ın payına düştü. Kısa bir
süre sonra kardeşler arasında taht kavgaları başladı. Sivas Emiri Kutbeddin
Melikşah, Konya’yı ele geçirip kendisini veliaht ilan ettirdi ve öbür
kardeşlerini saf dışı bırakmaya çalıştı. Baskıdan bıkan Malatya Emiri Muizeddin
Kayserşah, 1191 yılında Selahaddin Eyyubi’ye sığındı. Onun desteğini
sağladıktan sonra Malatya’ya dönebildi.Kutbeddin Melikşah bu defa Kayseri Emiri
Nureddin Sultanşah’ı safdışı etmeye karar vermiş, II. Kılıç Arslan’ı da
kendisine katılmaya zorlamıştı. Kayseri’nin kuşatılması sırasında, Kutbeddin
Melikşah’ın baskılarından bıkan II. Kılıç Arslan Nureddin Sultan Şah’ın yanına
kaçtı. Bunun üzerine Kutbeddin Melikşah geri dönerek Konya’da Sultanlığını ilan
etti. II. Kılıç Arslan, Nureddin Sultan Şah’ın saltanat hırsı ile yaptığı
baskılar yüzünden, Uluborlu Emiri Gıyaseddin Keyhüsrev’in yanına gitti. Onu
kendisine veliaht yaparak Konya’yı ele geçirdi. II. Kılıç Arslan, 1192 yılında
öldüğünde yerine I. Gıyaseddin Keyhüsrev geçti. Ancak, 1196 yılında Konya’yı
alan Tokat emiri Süleman Şah, Anadolu Tahtına çıktı. I. Gıyaseddin Keyhüsrev’de
Bizanslılar’dan yardım almak için İstanbul’a gitti. II. Süleyman Şah, ülkede
birliği sağlamaya çalıştı. 1200 yılında Malatya’yı ele geçirdi. Malatya Emiri
Muizeddin Kayserşah, Eyyubilere sığınmak zorunda kaldı.

    
1205 yılında, II. Süleymanşah öldüğünde yerine çocuk yaştaki oğlu III. izettin
Kılıç Arslan geçti. 1196 yılında tahtı II. Süleymanşah’a kaptıran I. Gıyaseddin
Keyhüsrev geri dönerek Konya’yı geri aldı ve sultanlığını ilan etti.
Oğullarından İzettin Keykavus’u Malatya’ya, Alaaddin Keykubat’ı Tokat’a,
Celaleddin Keyferudun’u Koyulhisar’a emir olarak atadı.

    
Gıyaseddin’in 1211 yılında ölümünden sonra yerine büyük oğlu Malatya emiri
İzzettin Keykavus geçti. Kardeşi Alaaddin Keykubat onun Sultanlığını
tanımayarak ayaklandı, sonuçta yenildi. Malatya civarında bulunan Masara
(Minşar) ve bilaharede Kezirpert Kalesine hapsedildi. I. İzzettin Keykavus’un
1220 yılında ölümünden sonra yerine I. Alaaddin Keykubat geçirildi. Keykubat,
Malatya şehir surlarını onartarak, kentin savunmasını güçlendirdi. Şehri imar
eden Keykubat’ın en önemli eserlerinden biri de 1224 yılında yapılan ve Anadolu
Büyük Selçuklu Mimari geleneğini temsil eden tek eser Malatya Ulu Camii (Eski
Malatya – Battalgazi) dir.

    
Keykubat, Fırat boylarında 1226 yılında yeni fetihlere girişti. Adıyaman, Kahta
ve Çemişgezek kaleleri Sultana tabi olmuştur. Kış yaklaştığında, Malatya’dan
ayrılarak Antalya’ya hareket etmiştir. Alaaddin Keykubat yerine İzzettin Kılıç
Arslan’ın geçmesini istiyordu. Ancak, 1237 yılında öldüğünde dönemin veziri
Sadettin Köpek, hile ile II. Gıyaseddin Keyhüsrev’i başa geçirdi.

    
Anadolu Selçukluları’nın hizmetinde bulunan Harzemşah’lı beyler, bu durumu
kabullenmediler. II. Gıyaseddin, Harzem Beylerinin ve askerlerinin başında
bulunan Kayırhan’ı hapsettirdi. Kayırhan’ın hapiste ölümü üzerine
Harzemşahlılar, batı ve orta Anadoluyu terk ederek, Malatya’ya doğru hareket
ettiler. Masara veya Arapgir yolundan Fırat nehrini geçtiler, yol üzerinde
bulunan bütün vilayetleri yağma ettiler.

    
Bu durumda telaşa düşen II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Kemalettin Kamyar’ı merkez
ordusunun komutanlığına tayin edip, Harzemleri geri döndürmek maksadıyla
gönderdi. Kemalettin Kamyar Malatya’ya geldiğinde dönemin Subaşısı olan Seyf Üd
Devle Er Tokoş’u onları takiben Harput’a yolladı. O da Harput Subaşısı
Seyfettin Bayram ile birlikte Harzemliler’inde anlaşmaya yanaşmamaları sonucu
savaş başladı. Onlar Seyfeddin Bayram’ı bazı askerleri ile öldürdüler, Seyf Üd
Devle Er Tokuş’u da esir ettiler. Yöre büyük zararlar gördü. Moğol istilasının
yaklaştığı sırada Harzemşahları kaybetmek, devletin direnme gücünü büyük ölçüde
azalttı. 1240 yılında Baba İshak’ın emri üzerine Türkmenler, sığır, koyun ve
diğer mallarını satıp silah satın aldılar; cihad ilanı Türk kabile ve obaları arasında
yayılınca, Türkmenler her köşeden karıncalar gibi İsyana başladılar, kısa
sürede bu isyan büyüyüp genişledi.

    
Malatya Subaşısı Muzaffereddin Alişir, ayaklanmayı bastırmaya çalıştıysa da
büyük kayıplar vererek bozguna uğradı. Malatya’ya dönen Muzaffereddin Alişir,
yeniden asker toplayarak ayaklananların üzerlerine yürüdü, fakat yenilerek geri
çekilmek zorunda kaldı. Devlet bu ayaklanmayı güçlükle önleyebildi.

    
Selçukluların bu durumunu gören Moğollar, kararsızlıklarından sıyrılıp,
Anadoluya saldırıya geçtiler. 1243 yılındaki Kösedağ Savaşında Selçuklular
yenilgiye uğrayınca, Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev, Tokat’a kaçtı. Kösedağ
bozgunu üzerine, Malatya subaşısı Reşideddin, yanına adamlarını ve değerli
eşyalarını alarak Malatya’yı terk etti. Yöneticisiz kalan Malatya’da Müslüman
ve Hristiyan halk, anlaşıp kent surlarına ve kapılarına muhafızlar
görevlendirerek Malatya’yı dış saldırılardan korudular. Ancak, Moğol istilası
ürünlerin toplanmasına engel olmakta idi. Moğollarla anlaşma yapıldı ve kentin
subaşısı Reşideddin geri döndü. Bu sırada Yasavur Noyan komutasındaki bir Moğol
ordusu, Halep’ten sonra Malatya önlerine geldi. Moğollar surların dışında kalan
halkı öldürüp, ürünleri yaktılar. Subaşı Reşideddin, kent halkından 40.000
altın toplayarak Moğollar’a verdi ve onların Azerbaycan’a dönmelerini sağladı.
Moğolların ayaklanmasından sonra Malatya’da kıtlıkla birlikte veba salgını baş
gösterdi.

    
1256 yılında Baycu Noyan, Anadolu seferine çıktı. II. İzzettin Keykavus’un
Bizanslılara sığınması üzerine, 4. Kılıç Arslan Anadolu Selçuklu tahtında
rakipsiz kaldı. 1257 yılında Baycu Noyan’ın Azerbaycan’a gitmesinden sonra geri
dönen II. İzzettin Keykavus tahtı ele geçirdi. II. İzzetttin Keykavus,
Şerafettin Ahmed’i Malatya’ya gönderdi. Moğollara yenilmesi üzerine yerine,
cüssesi küçük zekası ve cesareti yüksek Ali Bahadır’ı Malatya’ya gönderdi.
Büyük bir kıtlık geçiren ve buğdayın bir yükü 120 dirheme satılan Malatya’da
halk Ali Bahadır’ı iyi karşılayarak, Sultan İzzettin’in hakimiyetini kabul
ettiler. Onun otoritesi ile yollar açıldı ve kıtlığa son verildi. Ancak, Baycu
Noyan, Malatya üzerine yürüyünce, Ali Bahadır Kahta’ya kaçtı. Baycu
Malatyalılara Kılıç Arslan’ın saltanatını tanımaları için yemin ettirdi ve
şehrin altınlarını toplayarak, Bağdat muharasına giderken, Kılıç Arslan’ın
emirlerinden Fahrettin Ayaz’ı Malatya valiliğine tayin etti. Baycu, 1258
yılında Anadolu’dan ayrılınca, Ali Bahadır Malatya önlerine geldi. Ettikleri
yemine bağlı kalan Malatya halkı, Moğol istilasından da korktuğu için kentin
kapılarını kapalı tuttular. Ancak, başgösteren açlık yüzünden açmak zorunda
kaldılar.

    
Ali Bahadır, Kılıç Arslan yanlısı Fahrettin Ayaz ile iğdiş başı Muin’i
öldürttü. Ali Bahadır Moğollar’ın ilerlediğini öğrenince Malatya’yı terk edip,
Sultan İzzettin’in yanına döndü.

    
Ülke karışıklıklar içinde bunalmıştı. Moğol baskısı giderek artıyor,
Anadolu’daki Türkmen boyları da fırsat buldukça ayaklanıyorlardı. İlhanlı hanı,
Olcayto, Anadolu üzerindeki İlhanlı egemenliğinin çökmekte olduğunu görünce
1314 yılında Emir Çoban’ı Naib tayin eylemişti. Olcayto için Haraç toplayan
Mardu ve Cemaleddin, Malatya halkına sürekli baskı uyguladılar. Tecavüze
uğrayan Malatyalılar bu mülkün 170 yıldan beri kendilerine ait olduğunu,
Selçuklu sultanlarının verdiği beratların ellerinde bulunduğunu söyleyerek acı
acı yakınıyorlardı.

    
Halep Memlük Emiri Seyfettin Tengiz, ordu ile Malatya’ya varınca Cemalettin
Hızır, kentin ileri gelenleri ile birlikte onu karşıladı ve bağışlanmaları
dileğinde bulundular. Seyfettin Tengiz tarafından affedilen Malatya halkı
askerlerin şehri yağmalamalarına müsaade etmemek için kapıya bırakılan
muhafızları dinlemeyerek şehre girdiler.

    
Selçuklular devrinde Malatya, sanayi ve ticareti ileri, zengin bir şehirdi.
Burada kumaş dokuyan tezgah miktarı 12.000 ile 19.000 arasındaydı. İşte Memlük
askerleri bu zengin şehri yağmalamaya başladılar. Müslüman-Hristiyan farkı
gözetmeksizin kıymetli eşyalarını alarak esir ettiler. Bununla beraber dönüşte
müslüman esirleri serbest bıraktılar. Memlükler kentten ayrıldıktan sonra Emir
Çoban, Malatya’ya gelip düzeni sağladı. Yakılıp yıkılan yapıların onarılmasını
emretti. Malatya’nın müdaafası için de 2000 süvari bıraktıktan sonra, 1315’te
Tebriz’e döndü. 1318 tarihinde sonra da Anadolu Selçuklu Devleti tarihe karıştı.


Beylikler Dönemi

 

    
1317 yılında, İlhanlı hükümdarı Ebu Said Bahadır döneminde, Emir Çoban büyük
güçkazandı. Oğlu Timurtaş’ı Anadolu valiliğine atadı. 1327’de Emir Çoban’ın
ölümü ile Timurtaş yerine vekil olarak Alaaddin Eratna Beyi bırakarak
Memlüklere sığında. Eratna Bey, 1338 yılında Memlüklerin egemenliğini tanıdıysa
da 1340 yılında bağımsızlığını ilan etti.

    
Bu sırada, Elbistan ve Maraş yöresinde büyük kitleler halinde toplanmış olan
Oğuzların Bozok kolondan olanDulkadir Türkmenleri, 1339 yılında Memlüklere
bağlı olarak Dulkadir Beyliğini kurdular. Zeynettin Karaca Bey 1340 yılında
Memlüklü Sultanı Melik Nasriddin Muhammed tarafından, Türkmen beyliğine ve
elbistan Valiliğine atandı. 1348 yılında Memlüklere isyan eden Zeyneddin, Melik
Zahir ünvanını alarak bağımsızlığını ilan etti. Memlüklerin üzerine yürümesiyle
Karacabey, Eratna Beyi Mehmet Beye sığındı, Mehmet Bey’de onu Memlüklere teslim
etti. Karaca Bey’in yerine Elbistan valiliğine atanan Halil Bey kısa sürede
Malatya, Maraş ve Harput’u ele geçirdi. Dulkadiroğullarının güçlenmesinden
kaygı duyanMemlük sultanı Seyfettin Berkuk, 1386 yılında beyliğin başına
Sülibeyi geçirdi.

    
Kadı Burhanettin’in 1398 yılında Akkoyunlu Karayülük Osman Bey tarafından
öldürülmesinden sonra Yıldırım Beyazıd, Malatya ve Elbistan’ı ele geçirmeyi
planladı. Memlük Sultanı Berkuk’un ölümü ile yerine geçen Ferec’in küçük yaşta
olması ve devlet adamları arasında çıkan anlaşmazlıklar Yıldırım Beyazıd’a
aradığı fırsatı verdi. Memlüklerden Malatya’nın kendisine verilmesini isteyen
Beyazıd, isteği reddedilince 1399 yılında şehri kuşatarak Malatya’yı ele
geçirdi. Darende de bu tarihte Osmanlılar tarafından alındı. Beyliğin başına
Nasıreddin Mehmet Bey geçirildi.

    
Bu sırada anadolu’da Timur istilası başlamıştı. Timur’a karşı bazı düşmanca
tavırlarda bulunan Nasıreddin Mehmet, Memlüklere bağlılığını gösterdi. Ancak,
1401 yılında Timur’un Malatya’yı yakıp yıkması üzerine Timur’un egemenliğini
kabul etti. Memlüklerle anlaşarak Timur’a karşı birlikte hareket etmek istedilerse
de Malatya’yı ele geçiren Osmanlılar’a kızgın olan Memlükler teklifi kabul
etmediler. 1402 Ankara savaşında Osmanlılar’ın yenilmesi üzerine Anadolu’da
beylikler yeniden canlanmaya başladı. Daha sonra Dulkadiroğulları beyliği
yüzünden Memüklerle Osmanlılar arasında sürekli çatışmalar oldu. Hersek Zade
Ahmet Paşa ile Hadım Ali Paşa’nın komutasındaki Osmanlı ordusunun Memlüklere
yenilmesi üzerine, Dulkadiroğlu Ala Üd-Devle Osmanlılara karşı düşmanca bir
tutum içerisine girdi. Çaldıran savaşından sonra (1515) Yavuz Sultan Selim,
Sadrazam Hadım Sinan Paşa’yı Dulkadir Beyliği üzerine gönderdi. Dulkadir Beyi
Ala Üd-Devle, Turna Dağı savaşında yenilerek dört oğlu ile birlikte öldürüldü.
Beyliğin başına Şahsuvar Bey’in oğlu Ali Bey, Osmanlı Hükümdarı adına hutbe
okutmak ve para bastırmak şartıyla geçirildi. Böylelikle 1515 yılından itibaren
Malatya, Osmanlı hakimiyetine geçmiş oldu. Şahsuvar Oğlu Ali Bey’in 1521
yılında ölümünden sonra Dulkadiroğullarının toprakları Beylerbeyliği olarak
Osmanlı topraklarına katıldı.


Osmanlılar Dönemi

 

    
Malatya, 1515 yılından itibaren Osmanlı hakimiyetinde huzur içinde yaşadı. 1577
yılında Suriye’de Şam Diyade adlı Türkmen aşiretinden Şah İsmail olduğunu iddia
eden bir kişi ayaklandı. Malatya yöresindeki Türkmenlerin de ona katılmasıyla
sayıları 50.000’i aşan asiler, Kırşehir yöresine kadar ilerlediler. Osmanlı
Devleti bu ayaklanmayı güçlükle bastırdı. 1582 yılından sonra İran’la yapılan
savaşlar Anadolu’da karışıklıkları daha da artırdı. Malatya ve Sivas yöresinde
ayaklanan Kizir Oğlu Mustafa, adamlarıyla buraları haraca bağladı. Onun
ölümünden sonra adamları , Malatya’dan Niğde’ye kadar yayılarak ayaklanmalarını
sürdürdüler. 1582 yılında İran’la yapılan anlaşma sonrasında Anadolu
askerlerinin büyük bir bölümü yurtlarına döndü. Osmanlı Devleti bundan sonra
Celalileri (asileri) cezalandırma yoluna gitti. Malatya yöresindeki asilerin
bir kısmı yakalanarak cezalandırıldı, geri kalanlar ise ayaklanmalarını
sürdürdüler.

    
1596 yılında Kiziroğlu Musta’nın adamlarından Kelp İlyas oğlu Ali, Malatya’da
idi. Onun ve ünlü asilerden Karayazıcı’nın merkezi yönetimle olan çatışmaları,
Malatya yöresine büyük zararlar verdi.

    
Sivas Beylerbeyi Alacaatlı Ahmet Paşa, halka zulümkar davrandı. Emri altındaki
askerler her yeri yağmaladılar. Arapgir kadısı Taret Efendi’nin İstanbul’a
gönderdiği 1603 tarihli mektuplar bu durumu açıkça ortaya koymaktadır. Bunlara
göre Malatyalı Zeynel Bey, Arapgir Sancağının Alacaatlı Ahmet Paşa tarafından
kendisine verildiğini ileri sürerek, 600 askeri ile Arapgir’e gelmişti. Kasaba
halkı bunları kabul etmemiş, çıkan çatışmada asiler, halktan 200 kişiyi
öldürmüşlerdir. Bu sırda yine alacaatlı Ahmet Paşa’nın adamlarından Kayserili
Bali Ağa, müfettişlik taslayarak Arapgir’e geldi, Malatya’lı Zeynel Beyle birleşerek
kasabayı haraca bağladı. Arapgir’de 40 gün kalan asiler 300’den fazla evi
yıkıp, yakacak olarak kullandılar. Zeynel Bey’in ayrılmasından sonra, Arapgir
bu defa da Gerger’de oturan Başıbüyük Hamza Bey ile Kethudasının saldırısına
uğradı. Başıbüyük oğlu Hamza bey, 700 zorba ile kasabayı basıp halktan 100
kişiyi öldürdü, Arapgir halkı evlerini bırakıp dağlara kaçmak zorunda kaldı.
Kasabada üç aydan fazla kalan Hamza Bey, heryeri yağmalayarak yöre köylerinden
topladığı 40.000 haypvanı Gerger’e gönderdi. Dağlara kaçan halkın bir bölümünü
de yakalatarak soydu.

    
Bu dönemden sonra Malatya’da yer yer ayaklanmalar olduysa da Osmanlı’ya bağlı
olarak huzurlu bir yönetim oluşturulmuştur.

    
XlX. yüzyılın başlarında, Malatya kenti harap bir durumdaydı. Yılın yaklaşık
4/3’ünü bağlarda geçiren halk, bu yörelerde yerleşme eğilimindeydi. Kent de bu
sebepten dolayı gelişemiyordu. 1835 yılında Malatya’dan geçen j. Brand, kentin
sürekli eşkiya saldırısına uğradığını sıkça görülen salgın hastalıklardan zarar
gördüğünü belirtmektedir. 1839 yılına, Osmanlı ordusu komutanı Hafız Paşa,
karargahını Harput Mezra’dan Malatya’ya taşıyınca, Eski Malatya (Battalgazi)
tamamen terk edilmeye başlandı. Askerlerini barındıracağı ev bulamayan Hafız
Paşa, bağlara göçen halkın evlerine el koydu. Ordu, 1838-1839 kışını Malatya’da
geçirince kent halkı bağlara sığınmak zorunda kaldı. Bağların bulunduğu Asbuzu
yöresi (bugünkü) Malatya olarak gelişmeye başladı. Ordu Nizip Savaşı için Eski
Malatya’dan ayrıldıktan sonra, halk harap olmuş evlerine dönmedi. Malatya’dan
geçen ingiliz gezgin, W.F. Ainsworth, askerlerin ayrıldığı kentte, yıkık 500 ev
bulunduğunu yazmaktadır. Charles Texier de, kervansarayların ıssız, evlerin
perişan olduğunu belirttikten sonra Eski Malatya’nın yakında kent olmaktan
çıkacağını belirtmektedir.

    
Yeni Malatya’nın kurulduğu Asbuzu yöresi, sulu bahçeler ve bağlardan
oluşmaktadır. Ayrıca bağ ve çevrelerinde ufak yerleşim yerleri de
bulunmakdaydı. Zamanla dış mahalleler Asbuzu ile birleşti. Malatya XlX. Yızyıl
boyunca küçük bir kent olarak kalmış, asıl gelişmesi Cumhuriyet döneminde
olmuştur.

    
1521 yılında Maraş (Dulkadiriye) eyaleti kurulduğunda Malatya bu eyalete bağlı
bir sancaktı. Ayn-ı Ali Efendi’nin Kavanın-i Al-i Osman risalesine göre, 1609
yılında Maraş eyaleti sancakları arasında Malatya da bulunmakta idi. Bu durum
uzun süre değişmemiştir. Başbakınlık arşivi, Maliyeden müdevver 9.590 nolu
deftere göre, 1777-1787 yıllarında Malatya Dakka (Suriye Şehri) eyaletine
bağlıydı. Bu tarihte Malatya Sancağının kazaları şunlardı: Kahta, Taşabad,
Şuuremaa Bucak, Gerger, Besni, Maşra, Hısınmansur, Samsat, Dostibirke, bu
dönemde Arapgir, Sivas eyaletine bağlı bir sancaktı. Darende ise Sivas
eyaletine bağlı, Divriği sancağının kazası idi.

    
Malatya’da 1518-1530-1560 yıllarnda üç defa sayım yapılmıştır. 1530 yılında
kent nüfusu 7300 kadardı. 1560 yılında ise 8700’ü bulmuştur. XVl. Yüzyıl
ortalarında Malatya’da 32 mahalle vardı.

    
Malatya yöresi, Osmanlılar’ın klasik döneminde, Maraş eyaletine bağlı bir Liva
(Sancak) idi. 1831 yılındaki idari değişiklikle, Malatya Liva’sı, Maraş Merkez
Liva, Samsat ve Gerger Liva’larıyla birlikte Maraş eyaleti sınırları içinde yer
almakta idi.

    
1847 yılındaki idari bölünmede Malatya Livasının bu defa Harput eyaletine
bağlandığı görülmektedir. Malatya’nın yanısıra, Harput eyaletinin diğer
Livaları Merkez Liva, Arapgir ve Besni’dir.

    
1867 yılındaki vilayet nizamnamesi ile, Malatya Liva olmaktan çıkıyor ve
kaza’ya dönüşüyordu. Bu dönemde, Malatya kazası, Dıyarbakır vilayetinin Mamuret-ül
aziz Sancağına bağlı kazası idi.

    
1877 yılındaki Devlet Salnamesi, Malatya’nın, Diyarbakır vilayetine bağlı bir
sancak olduğunu kaydetmektedir. Bu dönemde, Malatya sancağının kazaları
sırasiyle; Akçadağ, Besni, Hısınmansur ve Kahta idi. Arapgir kazası ise
Mamuret-ül Aziz’e bağlı idi.

    
1892 yılındaki Devlet Salnamesi Malatya sancağının Diyarbakır vilayetinden
alınarak, Mamuret-ül Aziz vilayetine verildiğini belirtmektedir. Bu dönemde
Malatya Sancağının kazaları, 1877 yılındaki durumlarını muhafaza etmekte idi.
Cuinet, Malatya Sancağının 1891 yılında 5 kazası, 9 nahiyesi ve toplam 1240
köyü olduğunu yazmaktadır.

    
1918 yılında Malatya Sancağı, 1892 yılındaki durumunu korudu. Bugün Malatya’ya
bağlı olan Darende kazası ise 1867 yılından sonra Sivas Merkez Sancağına
bağlıydı. Osmanlı döneminin sonunda Müstakil Mutasarrıflık olan Malatya, bu
durumunu 1924 yılına kadar sürdürmüştür.

    
1881-1893 yılları arasında Malatya Merkez Kazası’nın 133.244 nüfusu vardı.
Cuinet, 1892 yılında Malatya sancağının toplam nüfusunun 216.280 olduğunu
belirtmektedir.

    
Cumhuriyetle birlikte (20 Nisan 1924 Anayasası 89. Maddesi) il olan Malatya,
yabancı işgaline uğramayan, nadir kentlerinden biridir. Malatya Ali Galip
olarak bilinen ve Mustafa Kemal’in tutuklanmasını amaçlayan olayın dışında
önemli bir hadiseye şahit olmamıştır. Malatya, Mondoros Mütarekesi döneminde,
Karargahı Diyarbakır olan 13. Kolordo’nun denetimi altında idi. Kolordoya bağlı
12. Süvari ve Topçu alayının karargahları buradaydı. Yöre halkının siyasi
eğilimlerini aşiret ilişkileri belirliyordu. 1919 yılında merkezi İstanbul’da
olan Kürt Teali Cemiyeti’nin Elazığ Şubesi aracılığıyla Malatya yöresinde de
yoğun bir çalışmaları vardı. Bu cemiyet 1919 yılının Ağustos ve Eylül aylarında
Malatya, Mutasarrıfı Bedirhanlı Halil Rahmi Bey ve İngilizler’in Musul’daki
siyaset temsilcisi Nowill’in yardım ve gayretleri ile bir ayaklanma için yoğun
çaba harcıyorlardı. Bu çalışmaları, Harbiye ve Dahiliye nizaretlerine bildiren
birlik komutanları gerekli tedbirlerin alınmasını isteyerek ve kendileride
üzerlerine düşen görevleri yaparak tehlikeyi bertaraf etmişlerdir.

    
Cumhuriyet döneminde İl durumuna gerilen Malatya’nın Belediyesi’de o yıllarda
kuruldu. O zamandan beri her geçen gün biraz daha gelişerek bugünkü durumuna
gelen Malatya, Doğu-Batı arasındaki geçiş köprüsü konumuyla bölgede bir sanayi
ve ticaret merkezi durumuna geldi.

 

 

Coğrafi
Yapı :

İlin yüzey şekilleri
kuzey, batı ve güneyindeki dağlık alanlarla, orta ve kuzey kesimindeki
düzlüklerden oluşur. Kuzeyde doruğu il sınırları dışında kalan Yama Dağı ile bu
dağın güney uzantısı olan ve Hasbek doruğunda 2.310 metreye yükselen Ayran Dağı
ve Göl Dağı (2.402 metre), kuzeybatıda Leylek Dağı (2.052 metre), batıda
Akçababaçalı Tepesi’nde 2.164 metreye yükselen Akçababa Dağı yer alır.
Güneybatı, güney ve güneydoğuda ili boydan boya Güneydoğu Toroslar’a bağlayan
dağlar sıralanır.
    Nurhak dağlarının kuzeydoğu uzantıları ilin, güneybatısına
uzanır. İlin güneyinde doğal sınır oluşturan Malatya Dağları (Malatya
Torosları)’nın başlıca yükseltileri Bozdağ (2.581 m) ve Bey Dağı (2.545 m)’dır.
Genellikle step görünümlü olan bu dağlarda orman örtüsüne pek rastlanmaz.
Beydağı, fiziki özellikleriyle gelecekte yayla turizminin gelişeceği bir dağ
görüntüsü vermektedir. İlin orta ve doğu kesiminde ise kabaca bir üçgeni
andıran Malatya Ovası yer alır.

Malatya Ovası,
güneybatı-kuzeydoğu doğrultusunda uzanan tektonik kökenli Elbistan – Malatya -
Uluova – Palu çöküntü ovaları dizisi içinde yer alır. Genellikle düz olan
Malatya ovası’nın yüzölçümü 830 km’yi bulur.
   Ovayı doğu-batı doğrultusunda ikiye ayırarak akan Tohma Suyu ile
kuzeydeki Kuruçay arasında kalan kesime Yazıhan Düzü denir. Güneyden gelip
Tohma’ya katılan Sultan Suyunun batısında kalan kesim, Erhaç Düzü ya da Erhaç
ovası adıyla anılır. Sultan Suyunun doğusunda kalan kesim ise dar anlamda
Malatya Ovasıdır.
   Yazıhan ve Erhaç düzlerinin sonradan suyu kavuşmasına karşın,
eskiden beri suyu bol olan dar anlamdaki Malatya Ovası gelişmiş bir meyvecilik
alanıdır. Dünyaca ünlü Malatya Kayısısı bu ovanın ürünüdür. Malatya Ovasının
tarih boyunca önemli bir tarım pazarı olmasının başlıca nedeni, çeşitli
yönlerden gelen yolların bu ovada birleşmesidir.Günümüzde Malatya Ovası’nın
doğusundaki alçak kesimler Karakaya Baraj Gölü’nün suları altında kalmıştır.
     Fırat ırmağının günümüzde Karakaya Baraj Gölü haline gelen
bir bölümü, ilin doğu ve güneydoğusundaki doğal sınırı oluşturur. İl
topraklarının sularının hepsi Fırat’a katılan birçok akarsu ile bunların
kolları toplar. Başlıcaları; Kuruçay, Tohma Suyu ile onun bir kolu olan Sultan
Suyu ve Göksu Çayı’nın kollarından Sürgü Çayı’dır. Tohma Suyu ve Sürgü Çayı
üzerindeki Medik ve Sürgü Barajları sulama amaçlıdır. Polat ve Sultan Suyu
barajları yapım aşamasındadır.

About these ads
Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

%d blogcu bunu beğendi: